“Doğal organizmalara gelince, organizmalar içsel bir değişim ilkesine sahip olduklarından, durum biraz daha karmaşıktır. Dolayısıyla bu türden organizmaların kendi kendilerine değiştikleri savının gerekçesi açıklanmalıdır; Aristoteles onları "kendi-kendilerini-hareket ettirenler" ya da "kendi-kendilerini-değiştirenler" diye adlandırır. Bununla birlikte, bir olanağın işlerlik kazanması için bir gerekçe olması gerektiği ve bu gerekçenin olanağın kendi içinde bulunamayacağı sorunu geçerliliğini korur. Aristoteles bir dizi vakaya ilişkin olarak, organizmalar düzenli birlikler sayılmaları gerekse de onların homojen olarak düşünülmemesi gerektiğini savlar. Bir kendi-kendini-hareket ettiren içinde, hareket ettirilen bir kısım harekete neden olan kısımdan ayırt edilebilir. Kısmen, çok soyut bir düzlemde tartışılmasından dolayı, Aristoteles'in savına ilişkin kafalar kolayca karışabilir. Sözgelimi, insan şunu sorabilir: Eğer büyüyen bir organizmanın biçimi bir olanaksa, organizmanın içinde onu harekete geçirecek ayrı bir nedene gerek var mıdır?
Eğer varsa, bu, biçimin içsel değişim ilkesi olmaya adaylığını zedelemez mi? Fakat eğer biçimin başka bir nedene gereksinimi yoksa -ve böylelikle içsel değişim ilkesi unvanını koruyorsa- bu da her olanağın işlerlik kazanabilmesi için ayrı bir nedene gerek olduğu ilkesini zedelemez mi? Biçim içsel değişim ilkesi unvanını koruyabilir. Zira doğal organizmalar biçim ve maddeden oluşan bileşiklerdir. Biçim, bir organizmanın büyümesini tanımlayan değişime neden olmak bakımından, maddede bulunan bir olanaktır.
Bu, maddenin biçim alma olanağıdır. Maddenin olanağının işlerlik kazanması olan değişiminin ayrı nedeni ise, organizmanın biçimidir. Kuşkusuz, biçim organizmanın tam gelişmiş bir biçime erişme olanağı