Ecem Sinemis ÜKE

Ecem Sinemis ÜKE
@Sinecemis
Kendi hikâyemden sıkıldıkça kitapların gölgesinde soluklanıyorum.
Kimde nasıl etki bırakacağımızı asla bilemeyiz.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"Eril kültürde harikula­de prensesler ya da büyüleyici kostümlerle kusursuz evlilikler yoktur."
"Ben büyünün sanat olduğuna ve sanatın da büyü olduğuna inanıyorum. Büyü gibi sanat da bilinçte değişim yaratmak için sembollerle, kelimelerle ve im­gelerle uğraşır. Aslında büyü dediğiniz şey, insanların bilincini değiştirmek için kelimelerle oynamaktır sadece. İşte bu yüzden çağdaş dünyadaki yazarın veya aktörün, şamana en çok benze­yen kişiler olduklarına inanıyorum."
"Cadılara" yöneltilen suçlamalar arasında çocuklarını öldürme ithamı sıklıkla görü­lüyordu. Sabbat bayramı esnasında ölü çocukların bedenleri­ni yedikleri söyleniyordu. Cadı "annenin tam karşıtı" idi. Sanıkların çoğu hem şifacı hem ebeydi, ama aynı zamanda gebe­lik istemeyenlere derman arıyor veya gebeliği sonlandırmak is­teyenlere yardım ediyorlardı. Silvia Federici'ye göre cadı avla­rı kapitalizmin uygun gördüğü cinsiyete dayalı meslek ayrımı­na ön ayak oldu. Maaşlı işler erkeklere, doğurma ve geleceğin iş gücünü yetiştirme işi ise kadına uygun görüldü. Bu görev dağılımı günümüze kadar sürdü. Bugün teoride kadınlar çocuk sahibi olmak veya olmamakta özgür, ancak çocuk sahibi olma tercihine yönlendiriliyorlar. Zira çocuk istemeyen kadınlar et­rafın kötü gözle baktığı, karanlık ve kötülük yaydığına inanı­lan, kalpsiz yaratıklar olarak yaftalanmaya devam ediyor.
Neopagan bir din olan Vi­ka'ya gönül veren Starhawk da ihtiyaç duyulduğunda ritüeller icat edilebileceğinden söz ediyor. Örneğin, arkadaşlarıyla kış gündönümünü (21 Aralık) kutlarken kumsalda büyük bir ateş yakma ve kolları havaya kaldırıp okyanusun dalgalarına ken­ dini bırakma suretiyle şarkılar söyleyip, neşeyle bağıra çağıra küfürler ettikleri ritüellerinin ortaya çıkışını anlatıyor: "Kut­ladığımız ilk gündönümlerinden birinde, akşam ritüelimizden önce güneşin batışını izlemek için kumsala gitmiştik. İçimiz­den biri 'Hadi soyunalım ve suya atlayalım! Hadi!' dedi. Ona, 'Sen delisin' dediğimi hatırlıyorum. Ama yaptık yine de. Bun­dan birkaç sene sonra ise çıplakken üşümememiz için ateş yak­ma fikri ortaya çıktı ve böylece bir gelenek doğmuş oldu. Ne demişler 'bir kez yaparsan deneyimdir, iki kez yaparsan o ar­ tık gelenektir.'"