O gözlerini açmadan mırıldandı: "Allah'ın insanlığa en büyük lütfu akıldır... Eğer akıl dininden büyük bir din olsaydı, Allah akıl yerine onu verirdi... Bu memleketin akla ihtiyacı vardır... akıl..."
Çevremizdeki bütün kaos ve huzursuzluğa inat burada dağ taş kırmızı gelinciklerle dolu. Çadırımızın içi ve dışı, parlak kırmızı rengiyle yaşamın güzelliğini ve çoktan unuttuğumuz aşkı bize hatırlatan gelinciklerden halılarla döşenmiş durumda. Sizin için bir tane kurutup, bu mektubun arasında yollayacağım. Ama sakın kuruyunca oluşan bordo renge aldanmayın, o renk ölü gelinciğin rengi. Siz onu burada, Gelibolu'da yaşarken görmelisiniz. Burada kendi topraklarında, yeşil çimenler üzerinde parlak kan damlası renginde pırıl pırıl yaşarken.
Araplar kendi kadınlarını sanki esir almışlar. Arap kadınları özgür değil. Bizim Yeni Zelanda'nın kadınlarını düşününce, bunlara acıyorum inanın. Öte yandan rastladığım bazı Arap kadınlarının gözlerine yükledikleri öyle açık-saçık ve edepsiz bir anlam var ki, üstlerine örttükleri siyah çarşaflara rağmen bir erkekte çırılçıplaklarmış gibi bir duygu yaratıyorlar. Bunu nasıl yaptıklarını bilmiyorum. Beni bağışlayın ama bu cinsel çağrışımlı bakışları bizim kadınların başarabileceklerini hiç sanmıyorum. Onların dillerini anlamıyorum ama seslerini inanılmaz cilveli, baştan çıkartıcı olarak kullandıklarını duyuyorum. Will, baskı altında insanların farklı yeteneklerini ortaya çıkartabileceklerini söylüyor. Belki de haklıdır?