*Maskeler*
Gülümseyen bir yüzün ardında kopan fırtınaları kim görebilir? Ya da sessizce ağlayan gözleri kim fark edebilir? Günümüzde sıkça konuşulan ama pek az hissedilen bir gerçek var: İnsanların taktığı maskeler. Ben bu hâllere sadece “maskeler” diyorum. Çünkü bazen en çok gülümseyen, aslında en çok acı çeken olur.
Maskeler... Kimi zaman bir kalkan, kimi zaman taş gibi ağır bir yük. Kimi sevilmek için takar, kimi sadece hayatta kalabilmek için. Bazen kabul görmek için giyinir insan bu rollere, bazen unutmak, bazen de hatırlamamak için. Ama en çok da güçlü görünmek zorunda olduğu için takar o maskeyi. “İyiyim” demek alışkanlık, hatta zorunluluk hâline gelir. İçeriden çürürken dışarıya sapa sağlam görünmek oldukça zordur.
İnsan zamanla susmayı öğrenir. Çünkü söyledikçe daha çok yanlış anlaşılır. Gülümsemek, her şey yolundaymış gibi davranmak, en kolay çözümdür artık. Ama insan en çok da bu görülmeme hâlinden yorgun düşer. Anlaşılmamaktan, incinmekten, sırf “zayıf” görünmemek için sustuklarından..
Sonra biri gelir. Beklenmedik bir anda “Gerçekten nasılsın?” der. İşte o an maskenin ilk çatlağı oluşur. Çünkü bu soruyu içtenlikle soran nadirdir. O samimiyet, insanın içine bir sıcaklık bırakır. Ve belki de ilk kez, biri seni sadece gülüşünle değil, içine sakladığın kırgınlıklarınla da görmek ister.
İyileşmek kolay değildir. Ama başlangıç şudur: Kendine dürüst olabilmek. “Ben böyleyim” diyebilmek. Acını sahiplenmek. Maskeleri bırakıp kendi gerçekliğini kabul etmek. Çünkü özgürlük, en çok da kendini saklamaktan vazgeçtiğinde başlar.
S.K