Gülüşlerin, dertlerin ötesinde, camların şıngırtısının, çocukların çığlıklarının ötesinde bir sesin şöyle dediğini duyuyorum: Yapmak istediğin bir açıklama yok mu? Yaşarken dikkatini çeken bir şey? Duyumsanan, görülen, duyulan, yapılan bir şey? Buradasın. Senin sıran. Senin bildiğin, başka kimsenin bilmediği bir şey yok mu? Ya kimse dinlemezse? Hepsi boşa mı gidecek? Hepsi yerle bir mi olacak? Ya o bedeli ağır olan acı? Ya o insanlar? Onlar bu öykünün dışında olsalar da ona şekil veriyorlar. Eğer bir şekli varsa tabii. Ya söylenen bütün o sözler ve hiç söylenmemiş bütün o sözcükler?
Eğer hepsi gömülüp gidecekse, öylesine yaşanıp bittiyse hepsi, yaşamın, en iyi olasılıkla, ılık bir banyodan farkı kalmaz.