"Hayatın içinden öylece geçip gitmekle, o hayatın tozuna ve kokusuna gerçekten bulaşmak arasında devasa bir fark var. Çoğu zaman yaşam,bir vitrin camının arkasından izleniyor; tertemiz,güvenli ama buz gibi soğuk. Dokunmadan, hissetmeden,sadece seyrederek ve sadece sen ve koca bir yalnızlık...
Derinlik denilen şey,o camı indirip içeriye, o kaosun tam ortasına dalabilmektir. "Nasılsın?" sorusuna verilen o ezberlenmiş "İyiyim" cevabıyla yetinmemek;o sesin altındaki yorgunluğu ya da gerçek neşeyi arayabilmektir. Felsefe de zaten kitaplardaki ağır kelimeler değil;bir insanın gözlerinin içine bakıp "Gerçekten oradasın, seni görüyorum" diyebilme halidir.
Sığlık yormaz belki ama ruhu da doyurmaz hep bir noksanlık hissettirir.Bir insanla gerçekten konuşmak,bir uçurum kenarında beraber yürümek gibidir;düşme ihtimali vardır ama o sahicilik insanı hayatta tutar zaten bu sahicilik için risk almali insan.Diğer türlüsü sadece kelimelerin havada çarpışıp dağılmasıdır;ne bir iz bırakır,ne de bir yankı yapar ve bir de bakmışsın kayıp.
Asıl mesele,anlatılanlardan ziyade sustuklarında gizlidir.Çünkü insan en çok sustuklarında saklanır.O gizli odalara girmeye cesaret yoksa,sadece birbirini "tanıyor" gibi yapılır.Vakit öldürmek yerine, her anın hakkını vererek o anın içine sızmak,yaşamı gerçek kılan tek yoldur."