"Ben" dediğim ne varsa O’nun deryasında bir damla; "varım" dediğim ne varsa O’nun ışığında bir gölgeymiş, geç anladım. Tasavvuf yolu, biriktirmek değil eksilmekmiş; eksildikçe özdeki o büyük Aşk’a yer açmakmış.
Allah’ı sevmek, O’nun her tecellisine "eyvallah" diyebilmektir. Lütfu da kahrı da bir bilip, her nefeste "Hu" diyerek teslim olmaktır. Gönül aynasını dünyalık kirlerden ne kadar arındırırsak, O’nun cemali o kadar net akseder ruhumuza. Bizimkisi bir yanış davası; ama öyle bir yanış ki, ateşi serinlik, dumanı huzur...
Bu yanışın kandili ise Efendimiz’dir (s.a.v.). O, bize sevginin hukukunu, edebin ruhunu öğretti. O’na duyulan sevgi, kuru bir özlem değil; O’nun bakışıyla kâinata bakabilme gayretidir. Gül kokusunda O’nu bulmak, yetim başı okşarken O’nu hissetmek, ümmet derdiyle dertlenirken O’nun izinde yürümektir.
1000Kitap'ın satır aralarında dolaşırken, aslında hepimiz o "Kayıp Kitap"ı, yani kendi kalbimizi okumaya çalışıyoruz. Rabbim okuduğumuzu fehmeylemeyi, fehmettiğimizi yaşamayı nasip etsin. Aşk ile, hürmet ile...
"Anladım işi; sanat Allah’ı aramakmış,
Marifet bu, gerisi çelik çomakmış."
Necip Fazıl Kısakürek