Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in kaleminden dökülen Çöle İnen Nur, alelade bir biyografi veya sadece tarihi malumat veren bir siyer kitabı değildir; o, Üstad’ın ifadesiyle "O"na olan aşkının kelimelerle örülmüş bir abidesidir. Üstad Necip Fazıl, bu eserinde mukaddes emaneti bir tarihçi soğukluğuyla değil, bir şairin kalp çarpıntısıyla ve imanının vecdiyle anlatır. Eser boyunca her satırda hissettiğimiz o yüksek ruh, kâinatın varlık sebebini "Gaye-İnsan ve Ufuk-Peygamber" olarak nitelerken, okuyucuyu da çölün ortasındaki o büyük nura doğru amansız bir yolculuğa çıkarır.
Üstad’ın o meşhur, heybetli ve tavizsiz üslubu bu kitapta adeta bir nehir gibi akar; kelimeler sadece bilgi taşımaz, aynı zamanda birer tablo gibi zihnimize nakşedilir. Necip Fazıl, kuru bilgiyi sanatın imbiğinden geçirerek ruhlara hitap eden bir estetiğe dönüştürürken, aslında modern insanın içine düştüğü karanlığa karşı tek kurtuluş kapısını işaret eder. Kitabın her sayfasında Üstad Necip Fazıl’ın, Efendimiz’in izine yüz süren o samimi hürmetini ve "O gelmeseydi alem gelmezdi" hakikatine olan sarsılmaz bağlılığını görürüz. Bu bakımdan eser, sadece bir hayat hikayesi değil, bir müminin en derin aşk ilanı ve İslam estetiğinin dil işçiliğiyle zirveye ulaştığı müstesna bir tefekkür yolculuğudur. Okuyun, okutun! Bu vesile ile Üstadın her konferansındaki veda sözleriyle bitiriyorum: Kendisinden ümit kesilmez olan Allah’ın selâmı üzerinize olsun!
"Ben" dediğim ne varsa O’nun deryasında bir damla; "varım" dediğim ne varsa O’nun ışığında bir gölgeymiş, geç anladım. Tasavvuf yolu, biriktirmek değil eksilmekmiş; eksildikçe özdeki o büyük Aşk’a yer açmakmış.
Allah’ı sevmek, O’nun her tecellisine "eyvallah" diyebilmektir. Lütfu da kahrı da bir bilip, her nefeste "Hu" diyerek teslim olmaktır. Gönül aynasını dünyalık kirlerden ne kadar arındırırsak, O’nun cemali o kadar net akseder ruhumuza. Bizimkisi bir yanış davası; ama öyle bir yanış ki, ateşi serinlik, dumanı huzur...
Bu yanışın kandili ise Efendimiz’dir (s.a.v.). O, bize sevginin hukukunu, edebin ruhunu öğretti. O’na duyulan sevgi, kuru bir özlem değil; O’nun bakışıyla kâinata bakabilme gayretidir. Gül kokusunda O’nu bulmak, yetim başı okşarken O’nu hissetmek, ümmet derdiyle dertlenirken O’nun izinde yürümektir.
1000Kitap'ın satır aralarında dolaşırken, aslında hepimiz o "Kayıp Kitap"ı, yani kendi kalbimizi okumaya çalışıyoruz. Rabbim okuduğumuzu fehmeylemeyi, fehmettiğimizi yaşamayı nasip etsin. Aşk ile, hürmet ile...
"Anladım işi; sanat Allah’ı aramakmış,
Marifet bu, gerisi çelik çomakmış."
Necip Fazıl Kısakürek