Saat Dört Suları
Ağırlaştı göz kapaklarım.
Sigara eşliğinde
kıytırık bir bardakta
kıytırık bir kahve içiyorum.
Gece saat dört suları—
cellat hanım.
Yanımda yoksan bile
aklımın ucundasın her zaman.
Sana bir şeyler anlatmayı
çok özledim;
kelimeler kapıma kadar geliyor
ama içeri giremiyor.
Karşı koyuyorum göz kapaklarıma.
Uykuya direnir elbet gözler,
ama yaşlara
kim engel olacak?
Sen benden,
ben senden bir haber.
Sensiz yaşamayı öğrendiğimde
elime ne geçecek,
hangi sabah beni affedecek?
Duraksıyorum.
Sürekli duraksıyorum,
yazarken bile.
Süslü cümleler aradım
hırıltılı sesimde,
soluğum benden uzak.
Süslü cümleler bulmuştum,
hırıltı başladı
kırkıma bile varmadan.
Korktum da derman bulamadım.
Cesedi rıhtıma varmış canan.
Duraksayarak yazıyorum.
Kafam merhametin gibi
yankılandı üç sefer:
Boş,
boş,
boş…
Tam üç sefer.
Tınısıyla kan küstüm.
Üzgünüm sevgilim,
sevgiden yana
sözcüklerimiz yok artık.
Sendin sevgilim,
ölen çocuk sendin.
Birden ölür mü insan deme —
ölürmüş.
Derman aradım iki dudağının arasından,
caydın canımdan.
Ramak kalmıştı ölümüme…
Düşündüm çocuk, düşündüm:
Ölseydim son sözün “kendine iyi bak” olacaktı.
Öldün çocuk, öldün;
haberin yok çocuk.
Haber vermeye yüz vermedin,
umursamazlığına yenildim.
Haber vermeye delirdim;
çekip gittim hiçbir şey demeden.
Demeyeceğim çocuk, demeyeceğim.
Samimi değilsin çocuk.
“Seni kaybedemem” derken bile
yalansın be çocuk.
İhanetine bile dayandı bu yürek;
tahammülsüzlüğüne yenildim çocuk.
Gelme çocuk…