Zeydin Altuner

Saat Dört Suları Ağırlaştı göz kapaklarım. Sigara eşliğinde kıytırık bir bardakta kıytırık bir kahve içiyorum. Gece saat dört suları— cellat hanım. Yanımda yoksan bile aklımın ucundasın her zaman. Sana bir şeyler anlatmayı çok özledim; kelimeler kapıma kadar geliyor ama içeri giremiyor. Karşı koyuyorum göz kapaklarıma. Uykuya direnir elbet gözler, ama yaşlara kim engel olacak? Sen benden, ben senden bir haber. Sensiz yaşamayı öğrendiğimde elime ne geçecek, hangi sabah beni affedecek? Duraksıyorum. Sürekli duraksıyorum, yazarken bile.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Süslü cümleler aradım hırıltılı sesimde, soluğum benden uzak. Süslü cümleler bulmuştum, hırıltı başladı kırkıma bile varmadan. Korktum da derman bulamadım. Cesedi rıhtıma varmış canan. Duraksayarak yazıyorum. Kafam merhametin gibi yankılandı üç sefer: Boş, boş, boş… Tam üç sefer. Tınısıyla kan küstüm. Üzgünüm sevgilim, sevgiden yana sözcüklerimiz yok artık.
Seni çok özledim baba
Sendin sevgilim, ölen çocuk sendin. Birden ölür mü insan deme — ölürmüş. Derman aradım iki dudağının arasından, caydın canımdan. Ramak kalmıştı ölümüme… Düşündüm çocuk, düşündüm: Ölseydim son sözün “kendine iyi bak” olacaktı. Öldün çocuk, öldün; haberin yok çocuk. Haber vermeye yüz vermedin, umursamazlığına yenildim. Haber vermeye delirdim; çekip gittim hiçbir şey demeden. Demeyeceğim çocuk, demeyeceğim. Samimi değilsin çocuk. “Seni kaybedemem” derken bile yalansın be çocuk. İhanetine bile dayandı bu yürek; tahammülsüzlüğüne yenildim çocuk. Gelme çocuk…
Tesbih koptu sevgilim İhanetine bile dayanan tesbih Koptu