Biz adet olduğu üzere sabrı sadece çaresizlik içinde kıvranırken veya taziyelerde birbirimize tavsiye ederiz. Halbuki bu çok anlamı büyük kelime bizi hayata bağlar, Sonu mutluluk ve ferahlıkla bitecek çabalarımızın anahtardır.
Sabır öyle bir anahtar ki hayatın her anında farklı kalıplara girer, başka adlarla anılır. Birkaç tanesini zikredelim:
Allah için dünyanın süslerini terk ettiğinizde sabrın adı zühd olur.
Günahlardan kaçınmak için gösterdiğiniz sabır takva olarak adlandırılır. Nefsin sonu gelmez isteklerine hirs dediğinizde, zıddı olan kanaattir sabrın adı.
İşlerinizi acele etmeden yerli yerince yaptığınızda vakar olarak çıkar karşınıza sabır.
Acizlik ve tembellik yerine, sabırla bir işte sebat ettiğinizde beceriklilik ve çalışkanlık olur sabrın adı.
Haktan ve doğrudan taraf olduğunuzda adalet kalıbına girer sabır. Velhasıl sabır ha yatımızın anahtar kelimesidir.
Sabır öyle bir kelimedir ki onun imanla ilgisi vardır. Peygamber efendimiz, Eshab-ı kiramdan bazılanna, "İmanınızın alameti nedir?" buyurdu. Onlar da, "Geniş likte şükreder, darhkta sabrederiz ve Allahû Teâlânın kaza ve kaderine razı oluruz" diye cevap verince, "Yemin ederim ki siz müminsiniz" buyurdu. Başka bir zaman, "İman nedir?" diye sual edenlere, "Sabırdır" buyurdu. Yine, "Sabrın imandaki yeri, başın bedendeki yeri gibidir. Başsız beden olmayacağı gibi, sabırsız iman da olmaz" buyurdu. Sabretmeyenin imanı zayıf demektir. Nitekim Rabbimiz bir Hadis-i Kudside şöyle buyurmaktadır: "Takdirime razı olmayan, belaya sabretmeyen, nimetlerime şükretmeyen, kendine başka ilah arasın."