Erkan Berk

Erkan Berk
@Skyfall963
" Memento mori..."
Cennette oturmaktansa cehennemde yürümeyi tercih ederim çünkü cehennemde kralları , savaşçıları ve dünyayı gücüyle şekillendirenleri bulurum oysa cennet dilencilerle , keşişlerle ve sadece yaşamaya katlananlarla doludur.. Sessiz, hırsız ve kör itaat etsin bir yer midir cennet Ben Erdem'in zayıflık acının ise bir Onur nişanı sayıldığı bir yer aramam Ben büyüklüğün yandığı ateşi ararım Ben arzuların günah değil Tarihin kendisini harekete geçiren güç olduğu yeri ararım
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Erich fromm Sevme Sanatı kitabında şöyle der; “Çiçekleri sevdiğini söyleyen bir kadının çiçekleri sulamayı unuttuğunu görürsek, onun çiçekleri sevdiğine inanmayız. Sevgi, sevdiğimiz şeylerin büyümesi ve yaşaması için gösterdiğimiz etkin ilgidir.Bu etkin ilginin bulunmadığı yerde sevgi de yoktur.” Sevgi, ilgiyi, emek vermeyi ve çabalamayı gerektirir. Sevdiğini söyleyen dil ile sevgisi için hareket eden el birleşmediği sürece orada sevgi değil sadece ses vardır. Seven kişi, sevdiğini ihmal etmez. Çünkü sadece seni seviyorum demek yetmez. Sevgi; ilgidir, dikkattir, sürekliliktir. Birinin ruhunun solmaması için gösterilen çabadır. Sessiz bir mesajdır bazen “buradayım, seni görüyorum, seni duyuyorum.” Demektir. Sevgi, sadece yanında olmak değil, yanında durabilmektir. Zor günlerde kaçmamak, anlaşılmadığında bile anlamaya çalışmaktır. Sevgi emektir. Sevgi ilgilenmeyi gerektirir. Ve sevgi, ancak eylemle birleştiğinde gerçektir.
Alıntı
Yeterince dürüstsen, fazlasıyla aşık ve gerçekten seviyorsan, hazırsın demektir; artık mutsuz olabilirsin." Charles Bukowski
Alıntı
Ayın fotoğrafını çekerken onun çirkin olduğunu söylemezsin. “Kamera güzelliğini yakalayamadı” dersin. Kendini de aynı şekilde düşün....
Bazen insan, yaşadığı acıyla baş edebilmek için farkında olmadan kendini suçlamayı seçer. Çünkü “Ben hatalıyım” demek, “Bu dünya kontrolsüz ve ben güvende değilim” demekten daha katlanılabilir gelir. Bu noktada acı, yalnızca bir deneyim olmaktan çıkar; kimliğin bir parçası hâline gelir. Kişi yaşadıklarını bir haksızlık olarak değil, hak edilmiş bir bedel gibi algılamaya başlar. “Bunu hak ettim” düşüncesi, zamanla sessiz bir inanca dönüşür. Çoğu zaman bu ses yüksek değildir. Bağırmaz, suçlamaz. Daha çok fısıldar: “Zaten eksiksin.” “Zaten sevilmeye değmezsin.” “Bunlar senin normalin.” Bu iç ses, zayıflık değil; bir zamanlar hayatta kalmak için geliştirilmiş bir savunmadır. Ancak savunmalar fark edilmediğinde iyileştirmez, yalnızca alışkanlık yaratır. Ve kişi, kendine acımasız davranarak kontrol duygusunu koruduğunu sanır. Oysa iyileşme, kendini suçlamayı bırakmakla değil; o suçlamanın neden orada olduğunu merak etmekle başlar. Görülmeyen, kabul edilmeyen, bastırılmış parçalar duyulmak ister. Onları susturmak yerine anlamaya başladığında, acının yükü hafifler. Çünkü insan, kendine şefkat göstermeyi öğrendiği anda, kader sandığı şeyin aslında değişebilir olduğunu fark eder. Bu bir zayıflık değil. Bu, farkındalıktır. Ve farkındalık, iyileşmenin başladığı yerdir.
Alıntı