"Kökleriyle toprağı kucakladığında dünyayla bir bütün olmayı öğrendim. Orası benim ayak bastığım yer.
Dalların ne kadar uzun ve geniş olursa olsun yanımdaki ağaçların dallarına alan açmayı öğrendim. Orası diğerlerinin yaşam alanı.
Vakti geldiğinde olgunlaşan meyveyi, başkasının eline bırakabilmeyi öğrendim.
Sabırla beklemeyi ve sert rüzgarlar estiğinde onunla oynamayı, sağa sola esneyip bükülmeyi öğrendim ve sonra tekrar doğrulmayı.
Bazılarının üzerime yuva yapmasına izin vermeyi öğrendim, geçici bir yuva; bir dinlenme yeri ve sonra onları selametle uğurlamayı.
Mevsim değişirken bırakmayı öğrendim. yapraklar dökülürken yenilerinin yeniden büyüyeceğini bilerek. bir şeylerin gidişine izin vermek yenilerin habercisidir.
Her toprağın köklenmek için uygun olmadığını. her ağacın kendine ait topraklarda büyüyebileceğini öğrendim.
Ve sonunda şunu öğrendim: gölge verip gölge istememeyi. kabuğumdaki yaraların yaş halkalara dönüştüğünü, acıdan geçenin derinleştirdiğini.
Kuşlar konduğunda sessiz kalmayı, fırtına dindiğinde kökümün sesini dinlemeyi. toprağın sabrına güvenmeyi, suyun yolunu bulacağına inanmayı.
Bazen büyümenin dikey değil, içeriye doğru olduğunu.
Ve gün bittiğinde, gövdem kadar sözümün kısa, sadakatim uzun kalması gerektiğini."