Cem Vardar

Evler üç tipe ayrılıyordu: "süflî"(tek kat), "fevkânî"(iki kat) ve "mükellef" (geniş büyük). Her ev ayrı bir hane olarak vergi ve nüfus tahrirlerine işleniyordu. 16. yüzyılda İstanbul'a gelen Schweigger bu konutları çok kötü ve ucuz binalar olarak niteler. Yüksek tabakanın konutlarında bile kalitenin yükselmesi İstanbul'da 18. yüzyılda görülen bir olaydır. Dar sokaklar ve çıkmaz sokaklar Avrupa'da da Yeniçağların bir olayı idi. Semtlerdeki suyolu, çeşme, hamam, mescid gibi tesisler mahalleli tarafından korunup onartılırdı. Konut bölgesinin bitiminde surlara doğru, eski Kostantinopolis'deki gibi kışlalar ve askerî alanlar yer alıyordu(Davutpaşa Kışlası).
Sayfa 264 - Kronik Kitap·Kitabı okuyor
Din
Semtlerde sınıfsal bir nitelik pek görünmez. Gerçi Çarşamba, Süleymaniye ve Fatih medreselere yakın olduğundan "ulema semti" diye bilinirdi. Bununla beraber bütün geleneksel kentlerde olduğu gibi mekândaki farklılaşmayı sosyal statü ve gelir farklarından çok, dinî-etnik ayrımın belirlemesi keyfiyeti İstanbul'da da görüldüğünden böyle bir ayrım genelleştirilemiyor... Bütün geleneksel kentlerde olduğu gibi Osmanlı mahallesinde de fakir-zengin çoğunlukla aynı yerdedir. Mahalleler kentin bir dilimi olarak temelde birbirine benzer dokuya sahiptir. Ortada cami, okul ve hamam vardır. Mahalle nüfusu toptan bir cemaat sayılır. Bekârlar burada yaşamaz, İstanbul'da bekâr işçiler, iş bölgesi dahilinde "bekâr hanları"nda kalırdı.
Sayfa 263 - Kronik Kitap·Kitabı okuyor
Alıntı
Şehir yerleşimi
Fetihten sonra şehir, eski Kostantinopolis örneğine uygun olarak 13 nahiyeye ayrılmıştı. Bu 13 nahiye içinde 219 mahalle yer alıyordu. Tabii mahalleler eski kiliselerin etrafında, yani eski ünitelerin bulunduğu yerde gelişti. İlk zamanlar camiye çevrilen kiliselerin etrafında yerleşilmiş, sonraları yeni yerleşmelerle bazı yeni mahalleler de doğmuştur. Mahalleler başlangıçta mescidin veya caminin adıyla anılıyordu. Fetihten sonraki yerleştirme süreci ve faaliyeti geleneksel şehrin tipik yerleşme kalıplarını büyük ölçüde bozmamıştır. 1455'te Kocaeli, Saruhan, Aydın ve Balıkesir'den sürgün usûlüyle İslâm cemaatleri getirildi.
Sayfa 263 - Kronik Kitap·Kitabı okuyor
Alıntı
Eminönü Bölgesi
Bugünkü Eminönü, 15-17. yüzyıllarda liman merkezi fonksiyonlarına sahipti. Eremya Çelebi, Mısır'dan ve uzak adalardan gelen gemilerin burada gümrük eminliği önünde durup kontrol için beklediğini bildiriyor. Uzak ülkelerden gelen malların depo edildiği antrepolar ve satışının yapıldığı Mısır Çarşısı da bu nedenle burada bulunmaktadır. Esir ticaretine bakan "pencik emini" Eminönü'ndedir. Eminönü ve Unkapanı arasında Balıkpazarı yer alıyordu. Esasen antik şehirlerde de (örneğin Priene) balık pazarının diğer pazardan uzmanlaşmış ayrı bir alan olduğunu biliyoruz. Bu daha çok alışverişin yoğunluğu ve sağlık nederiyle oluşan bir ayrımdır. Kalabalık antik ve feodal metropollerde görülen bu ayırımı her kentte görmek batısındadır. Balıkpazarı'ndan sonra Haliç içlerine (batıya) doğru gittiğimizde sebze pazarı, odun pazarı ve hapishaneyi (borçlu ve hilekârların kapatıldığı Baba Cafer Zindanı) görüyoruz... Bundan sonra gelen Unkapanı, söylendiği gibi kentin gerek duyduğu Dobruca ve Karadeniz'den getirilen buğday ve unun boşaltıldığı ve ekmekçi esnafının faaliyet gösterdiği yerdi. Bu bölgedeki yoğun iş hacmi dolayısıyla İstanbul kadısının bir naibi bulunmaktaydı.
Sayfa 262 - Kronik Kitap·Kitabı okuyor
Alıntı
Eminönü ve Haliç bölgesi
15. yüzyılda bugünkü Sirkeci'den başlayarak Haliç içlerine kadar liman faaliyetlerinin genişlediğini görüyoruz. Limandaki boşaltma işlemlerinde (sadece gerekli tüketim maddeleri için) mekân düzeyinde bir tür uzmanlaşmanın belirlediği de görüyoruz. Yemiş İskelesi, Unkapanı, Yağkapanı, Odun İskelesi, Balat ayrı tüketim maddelerinin boşaltıldığı iskelerdi. İstanbul'a Kırım, Tuna, Dobruca ve Karadeniz'den gelen; bal, yağ, un ve diğer zahire Haliç içindeki bu iskelelerde boşaltılır, onları kontrol eden eminler de orada olup, gelen erzakın depolanması ve işlenmesiyle uğraşan esnaf da bu iskelelerin çevresinde faaliyet gösterirdi. Bugünkü Tahtakale depolama, alışveriş gibi limana bağımlı faaliyetlerin en çok yoğunlaştığı yerdi.
Sayfa 261 - Kronik Kitap·Kitabı okuyor
Alıntı