Cem Vardar

Kolomb'un Galway'de gördüğü insanlar muhtemelen Amerikan yerlileriydi, belki de tahta kayak ya da umiak* kullanan Inuit veya Yupik** halkındandı. Kolomb'un okyanusu aşamasından çok uzun zaman önce, birçok Amerikan yerlisi, Avrupa ve Afrika'ya doğru Atlantik akıntılarını geçmişti. Her temmuzda Kanada ve Grönland arasındaki Davis Boğazı buz dağları, kütükler ve suya yakalanan diğer her şeyi Kuzey Atlantik'e döker, buradaki güçlü akıntılar da her şeyi doğuya taşır. Kolomb Ağustos ayında Galway'deydi, yani zamanlama bu iki cesedin "Hıtaylı adamlar" -Hıtay, o dönemde Çin veya daha genel olarak Asya'nın bazı bölgeleri için kullanılan tarihi bir terimdi- olarak "tanınacak" kadar iyi durumda olmasının nedenini açıklıyor gibi.
Sayfa 126 - Epsilon Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
Cem Vardar
*Hem Yupik hem de İnuit halkı tarafından kullanılan tekneler. **Eskimolar (Hâlâ çok yaygın kullanılmakla birlikte "eskimo" adı günümüzde bu halkların bir kesimi için gücendirici olabilmektedir.)
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Esma-i İlahiyenin en cem'iyetli âyinesi cismaniyettedir. Ve hilkat-i kâinattaki makasıd-ı İlahiyenin en zengini ve faal merkezi cismaniyettedir. Ve ihsanat-ı Rabbaniyenin en çok çeşitleri ve rengârenkleri cismaniyettedir. Ve beşerin ihtiyacat dilleriyle Hâlık'ına karşı dualarının ve teşekküratının en kesretli tohumları yine cismaniyettedir. Maneviyat ve ruhaniyat âlemlerinin en mütenevvi çekirdekleri yine cismaniyettedir. Bunlara kıyasen, yüzer küllî hakikatlar cismaniyette temerküz ettiğinden, Hâlık-ı Hakîm zemin yüzünde cismaniyeti çoğaltmak ve mezkûr hakikatlere mazhar eylemek için öyle sür'atli ve dehşetli bir faaliyetle kafile kafile arkasına mevcudata vücud giydirir, o meşhere gönderir. Sonra onları terhis eder, başkalarını gönderir. Mütemadiyen kâinat fabrikasını işlettirir. Cismanî mahsulâtı dokuyup, zemini âhirete ve Cennet'e bir fidanlık bahçesi hükmüne getirir. Hattâ insanın cismanî midesini memnun etmek için, o midenin hal diliyle bekasına dair duasını kemal-i ehemmiyetle dinleyip kabul ederek fiilen cevab vermek için, hadsiz ve hesabsız ve yüzbinler tarzlarda ve binler çeşit çeşit lezzetlerde gayet san'atlı taamları ve gayet kıymetli nimetleri cismaniyete ihzar etmek, bedahetle ve şeksiz gösterir ki; dâr-ı âhirette Cennet'in en çok ve en mütenevvi' lezzetleri cismanîdir. Ve saadet-i ebediyenin en ehemmiyetli ve herkesin istediği ve ünsiyet ettiği nimetleri cismanîdir. (Onbirinci Şua/Sekizinci Mes'elenin Bir Hülâsası)
Din
Cem Vardar
وَ ف۪يهَا مَا تَشْتَه۪يهِ الْاَنْفُسُ وَ تَلَذُّ الْاَعْيُنُ
Şehzade Selim'in Harem'de ilk eğitimleri
Bir cariye bir oğlan doğurduğunda cinsel ilişki biterdi. Basit bir denklemdi: bir kadın, bir oğul. Amasya'daki haremde her ana oğul ayrı bir dairede kalırdı ama her gün harem koridorlarında veya odalarında diğerleriyle karşılaşırlardı. Gülbahar gibi kadınlar müstakbel padişahların anneleri gibi görülmekteydi, sorumluluk ve üstünlük, fırsatlar ve riskler barındıran bir konumdu bu. Hepsinden öte haseki sultanlar oğullarını hayatta tutmak zorundaydı, sonraki görevleri de oğullarının şehzadelere yaraşır bir eğitim almasını sağlamaktı. Amasya'daki ilk yıllarda, erkenden büyüyen Selim Osmanlıca (sarayda kullanılan dil), Arapça (Kuran'ın dili ve dini ilimlerin temeli) ve Farsça (edebiyat ve şiirin dili) öğrenmişti. Bir şehzadenin eğitimi ayrıca okçuluk, hekimlik, ferman yazma ve avcılık derslerini de içeriyordu. Bu arada Gülbahar ve hizmetindekiler ona dua etmeyi, giyinmeyi ve ileride nasıl bir padişah olacağını öğrettiler. Böylece -genellikle efsanelere konu edilmiş, halktan birinin hayal bile edemeyeceği kadar gösterişli ve güzel donatılmış olan- harem, aslında haremden çok bir okul işlevi görüyordu...
Sayfa 32 - Epsilon Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
Cem Vardar
Ziyadesiyle çok uluslu olan imparatorlukta harem, Türk olmayan, Müslüman olmayan, soylu olmayanların hanedanın soyuna karışmasını sağlıyordu. Kökleri uzak bir diyarda, farklı bir kültüre sahip ve İslam'dan farklı dine mensup bir annenin oğlu olan Selim, Osmanlı İmparatorluğu'nun etnik ve dini bakımdan harmanlanmış doğasını içgüdüsel olarak öğrendi ve on beşinci yüzyıl dünyasına geniş bir açıdan bakarak taşradaki Amasya'da büyüdü. Tahta çıkması kesin olmamakla beraber, Selim ilk gençlik yıllarına, Gülbahar'ın onu harem duvarlarının ötesindeki dünyada dolaşmaya hazırlamak için önüne koyduğu haritanın bilincinde olarak girdi.
Kısaca...
Avrupa ve Osmanlı İmparatorluğu arasındaki yoğun çatışmalar azalmamakla beraber, Osmanlıların modern dünyamızı nasıl inşa ettiğine dair bir inceleme, İslam ve Avrupa (ve daha sonra Amerika) tarihlerinin özellikle veya zorunlu olarak muhalif ya da farklı olmadığını gösterir. Bu birbirine bağlı tarihler şiddetten çok daha fazlasını içerir; fazlasıyla propagandası yapılan "medeniyetler çatışması" özenle örülmüş kocaman bir duvar halısısın içinde küçücük bir ilmektir. Böyle bir inceleme, yerlileri tarafından Anahuac* denen bir şehrin, Hristiyan İspanyolların İslam'a açtığı acımasız savaşlardan kalma bir sembol olarak nasıl Matamoros** adını aldığına da açıklar...
Sayfa 14 - Epsilon Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
Cem Vardar
**Matamoros~Magribi katili
Kısaca...
Avrupa ve Osmanlı İmparatorluğu arasındaki yoğun çatışmalar azalmamakla beraber, Osmanlıların modern dünyamızı nasıl inşa ettiğine dair bir inceleme, İslam ve Avrupa (ve daha sonra Amerika) tarihlerinin özellikle veya zorunlu olarak muhalif ya da farklı olmadığını gösterir. Bu birbirine bağlı tarihler şiddetten çok daha fazlasını içerir; fazlasıyla propagandası yapılan "medeniyetler çatışması" özenle örülmüş kocaman bir duvar halısısın içinde küçücük bir ilmektir. Böyle bir inceleme, yerlileri tarafından Anahuac* denen bir şehrin, Hristiyan İspanyolların İslam'a açtığı acımasız savaşlardan kalma bir sembol olarak nasıl Matamoros** adını aldığına da açıklar...
Sayfa 14 - Epsilon Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
Cem Vardar
*Uto-Aztek dil ailesinin bir kolu olan Nahuatl dilinde, "su kenarı, suya yakın".