Cem Vardar

Aranızda dolaşarak size tek tek nasihat verip birçok şeyle uğraştığım hâlde, kamusal bir alanda kalabalıkların önüne çıkarak kente nasihat vermemem size yersiz gelebilir. Bunun nedeni, birçok yerde söylediğimi duymuş olduğunuz ve Meletos'un iddianamesinde alaycı bir dille bahsettiği, içimde tanrılara özgü ilahî bir şeyin, bir sesin bulunmasıdır. Bu olay çocukluğumda başladı. İçimde bir ses, beni yapmak istediğim bazı şeyleri yapmamaya ikna ederken, hiçbir zaman herhangi bir şeyi yapmaya teşvik etmiyor. Siyasetle ilgilenmemi engelleyen işte budur ve beni engellemesini çok yararlı buluyorum. Atinalılar şunu iyi bilin ki, uzun süre önce siyasetle ilgilenmeye kalkışsaydım çoktan öldürülmüş olurdum ve ne kendime ne size yararım dokunurdu...
Sayfa 50 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Reklam
Bundan böyle, tanrı sizinle ilgilenecek başka birini göndermezse, bütün hayatınızı derin bir uykuya dalmış hâlde geçirirsiniz. Tanrı tarafından, kente böyle bir amaçla armağan edilecek nitelikte biri olduğumu şuradan anlayabilirsiniz. Kendi sorunlarımı ihmal etmem, çok uzun süreden beri ailevi sorunlarımın ihmal edilmesine katlanmam, her birinize bir baba ya da bir ağabey gibi yaklaşarak erdemli olmanız için ikna etmeye çalışmam ve hiç ara vermeden sizin menfaatiniz için çalışmam pek de insana özgü davranışlar değildir sanırım. Bu öğütleri verdiklerimden bir ücret alsam ya da onlardan herhangi bir çıkarım olsa böyle davranmamın bir anlamı olabilirdi belki. Ama beni her konuda utanmazca suçlayan suçlayıcılarım bile bunu yaptığıma, yani herhangi birinden ücret talep ettiğime ya da aldığıma dair birilerini şahit gösterme hayasızlığına cüret edemediler. Doğru konuştuğuma dair yeterince inandırıcı bir şahidim var sanırım, o da yoksulluğumdur!
Sayfa 50 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
-Genç ya da ihtiyar, yerli ya da yabancı, karşıma çıkan herkese ve özellikle soylarınız itibariyle bana daha yakın olan siz yurttaşlarıma böyle davranacağım. Bunu iyice anlayın, tanrı böyle emrediyor. Bugüne kadar size ve kente, benim tanrıya sunduğum bu hizmetten daha büyük bir nimet nasip olmadığına inanıyorum. Aranızdaki gençlerle yaşlıları, bedenlerinizle ya da paranızla değil, mümkün olduğunca ruhunuzu mükemmelleştirmekle ilgilenmeye ikna etmek için çevrenizde dolaşmaktan başka bir şey yapmıyorum. Erdemin para getirmediğini, tam aksine parayı ve kamusal ya da kişisel bütün nimetleri erdemin getirdiğini söylüyorum. Eğer bu sözlerim gençleri yoldan çıkarıyorsa, zararlı olduklarını kabul ederim. Birileri bunları değil de başka şeyler söylediğimi iddia ederse yalan söylemiş olur. Bütün bunlara karşı size şunu söyleyebilirim: "Anytos'a hak verseniz de vermeseniz de, beni serbest bıraksanız da bırakmasanız da, defalarca ölecek olsam bile, başka şekilde davranmam mümkün değil."
Sayfa 49 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Şimdi siz mahkeme önüne çıkarılmamam, ama çıkarıldığıma göre mutlaka ölüme mahkûm edilmem gerektiğini, çünkü serbest kalırsam öğrettiğim her şeyi yapacak olan oğullarınızın istisnasız tümüyle mahvolacağını söyleyen Anytos'a inanmayıp beni serbest bırakarak: "Sokrates, Anytos'un dedikleriyle ikna olmadık ve seni serbest bırakıyoruz. Ama bir şartımız var! Bundan böyle bu araştırmalarına ve felsefe yapmaya son vereceksin, aksini yaptığın görüldüğünde de ölüme mahkûm edileceksin." diyebilirsiniz. Beni bu şartlarla serbest bırakırsanız, size yanıtım şöyle olur: "Atinalılar, sizi sayar ve severim, ama size değil tanrıya itaat edeceğim. Nefes aldığım ve gücüm yettiği sürece felsefe yapmaktan, nasihat vermekten ve size her rastladığımda gerçekleri göstermekten hiç vazgeçmeyecek, size söylemeye alışkın olduğum şeyleri söyleyeceğim. Ey mükemmel insan, gücü ve bilgeliğiyle bütün kentlerin en büyüğü ve en şöhretlisi olan Atina'nın yurttaşı olmana rağmen, sağduyuyla, gerçeklerle ve ruhunu daha iyi kılmakla hiç ilgilenmediğın ve uğraşmadığın hâlde, daha çok para, şan ve şöhret kazanmak için çabalamaya utanmıyor musun?"
Sayfa 48 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
İKİNCİ KIYASIN HÜLÂSASI Şu âlemde çok görüyoruz ki; zalim, fâcir, gaddar gayet refah ve rahat ile ömür geçiriyor. Halbuki, görüyoruz ki; mazlum, fakir, mütedeyyin, hüsn-ü hulk sahibi, zahmet ve zillet ve mazlumiyette hayatını geçiriyor. Sonra mevt gelir, ikisini müsavi kılar. Eğer şu müsavat nihayetsiz ise zulüm görünür. Halbuki zulümden tenezzühü kâinatın şehadetiyle sabit olan adalet ve hikmet-i İlahiye, bir mecma'-ı âher iktiza eder ki; birincisi cezasını, ikincisi mükâfatını görsün. Hem şu perişan beşeri, sair ihvanı olan kâinat-ı muntazama gibi tanzim edecek ve istidadıyla mütenasib tecziye ve mükâfat edecek bir mahkeme-i kübra ister. Tâ adalet-i mahza tecelli etsin. Şu dar dünya beşerin ruhunda mündemiç olan istidadat-ı gayr-ı mahdudenin sünbüllenmesine müsaid değildir. Demek başka âleme gönderilecektir. İnsanın cevheri büyüktür. Ebede namzettir. Mahiyeti âliyedir. Cinayeti dahi azîmdir. İntizamı da mühimdir. Sair kâinata benzemez. İntizamsız olamaz. Mühmel kalamaz. Abes olamaz. Fena-yı mutlak ile mahkûm olamaz. Adem-i sırfa kaçamaz. Cehennem ağzını, Cennet dahi âğuş-u nazendârânesini açıp bekliyorlar. (Nokta Risalesi) Asar-ı Bediiyye - 32
Din
Reklam