Eski kütüphanelerin tanınmış hâfız-ı kütübleri vardı. Hâfız-ı kütüb, aslında kitapları koruyanlara denir. Ama bunların bazıları kitapların içeriğini beyinlerinde koruyan adamlardı. Her kitabın ismini, konusunu bap bap (bölüm bölüm) bilirlerdi. Gerçi kütüphanelerin fihristleri vardı. Örneğin, Şehzade Camii yanındaki Damad İbrahim Paşa Kütüphanesi'nin 1152 adet kitabını içeren fihristi, 1862 yılında Kütüphane Müfettişi Abdurrahman Naci Bey tarafından basılmıştır.
Tasnif bugünkünden farklıydı kuşkusuz. Mushaf-ı şerif, kütüb-ü semaviyye, Kur'ân, tefsir, hadis, fıkıh, fetva kitapları, ferâiz(miras),tasavvuf, kelâm vs. başlıklarıyla ayrım yapılır, sonra tarih, tıp, edebiyat kitapları gelirdi. Ama o kütüphanelerde ne bu fihristlere bakılır ne de bugünkü anlamda fişlikler bulunurdu. Hâfız-ı kütübe sorardınız, o
her şeyi bilirdi. Eski toplum sözlü kültür ve hafıza eğitimine dayandırdı, insanlar bildiklerini yazıyla değil, ezberle saklardı ve okumaktan çok sohbetle bilgi aktarılırdı. Şiir gibi, düzyazının üslubu da ezbere müsaitti.