Cem Vardar

Aziz Kardeşim! Evvelâ: Kardeşimiz Abdülmecid'in, Yirmialtıncı Mektub'un Üçüncü Mebhasını, lüzumsuz bir ihtiyata binaen ziyade görmesini, sen de onun ziyadesini ziyade görmekliğin beni ziyade sevindirdi. وَكَيْفَ اَخَافُ مَٓا اَشْرَكْتُمْ وَلَا تَخَافُونَ اَنَّكُمْ اَشْرَكْتُمْ بِاللّٰهِ diyen ve Kur'an'ın takdirine mazhar olan Hazret-i İbrahim Aleyhisselâm'ın ittiba'ına mükellef olduğumuza işaret eden فَاتَّبِعُوا مِلَّةَ اِبْرٰه۪يمَ حَن۪يفًا مُسْلِمًا sırrına mazhar olduğumuzu bilmeliyiz. Barla Lahikası-320
Din
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
İstanbul'un et ve tahıl gereksinimlerini karşılamakla görevli gemi armatörleri vardı. Dobrucadan, Kırım'dan tahıl taşırlardı. Bağdat demiryolu döşenene kadar şehir burnunun dibindeki Anadolu'nun tahıl üretiminden, yararlanamazdı. Ayrıca Rumeli'den et sağlayan, hayvan getiren celebkeşân denen bir yüklenimci grup vardi. Bu iki işin de kârlı olduğunu düşünmeyelim, devlet zoruyla yaptırılan işlerdi. Osmanlı kentlerinde, karaborsa yapılmasını, kötü kalite malın pahalıya satılmasını önlemek için çok sert tedbirler alınırdı. Yakın zamanlara kadar çarşı pazardaki esnaf kazığından şikâyet eden bazı ihtiyarların; "Nerede efendim ihtisap ağası!" dediklerini hatırlayanlarımız vardır. Fiyatlardan canı yanan emekliler, pahalı ve kötü mal satan esnafı anında falakaya devirip tabanlarını değnekle sişiren ve dükkânı kapatan muhtesipleri uzun zaman hasretle andılar. İstanbul'da Sadrazam paşa, çarşı pazarı sık sık teftiş eder, esnafı cezalandırırdı. Kulağından kapıya çivilenmiş bir fırıncı görmek olağandı. Teftiş geleneği Tanzimat'tan sonra bile sürdü. Bazı hilekâr esnafın, sık sık küreğe mahkum edildiği olurdu. Eski devirde esnafın hapsedildiği yer, Eminönü'ndeki Baba Câfer Zindanı'ydı.
Sayfa 215 - Kronik Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
İstanbul'un besin tedariği
İstanbul'un beslenmesi başlı başına bir sorundu. Mecburi tekelle Rumeli ve Adalardan tahıl, bazı meyve ve et getirilirdi. Birçok vilayetler İstanbul'un ihtiyacı olan gidayı teminle mükellefti. Trabzon ve Kırım'dan süt mamulleri, yağ; Midilli ve İzmir'den üzüm gelirdi. 18. yüzyılda bu taşımacılığı İstanbul'a 3000 kadar irili ufaklı yelkenli geminin yaptığı bildiriliyor. İzmit, Yalova; İstanbul'un meyve ve sebze bölgeleriydi.
Sayfa 214 - Kronik Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
İstanbul Belediyesi, tarihininin en zavallı günlerindedir. Tramvay teklemekte, kanalizasyon taşmakta, Tanin gazetesi yetimhanelerin feci vaziyetini tefrika hâlinde vermektedir: Savaş şehitlerinin yetimleri için şöyle bir başlık atılmış: "İttihat ve Terakki babalarını almış. Halk Fırkası da galiba canlarını alacak.." Belediye reisi 13 Haziran 1924'te tayinle gelen ve o tarihten beri her gün tenkit edilen Dr. Emin Beydir, Şehremini hazretleri çaylı toplantıda matbuat karşısında kendini savunuyor, selefleri gibi günde 3-4 saat değil fakat 12-14 saat çalışıyormuş. Sonra büyük işler başarmış. Beyazıt Meydanına havuz, Heybeliada'ya rıhtım yaptırmış ve şehrin muhtelif mahallelerine 300 adet sokak lambası koydurmuş. Heyhat temmet...
Sayfa 202 - Kronik Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
Şehrin hemen her tarafında denize girilir ve İstanbul'un her semtinin çocukları yüzmeyi İstanbul'da öğrenirdi. Langa bostanlarının hıyarı, Yedikule'nin marulu, Arnavutköy'ün çilekleri İstanbulluların anılarında değil, zenbillerinde taşınmaktaydı henüz. Ama İstanbul'da hayat gene zordu, asırlardan beri de zor olmuştur. Ulaşım zordu. Aksaray'dan Çengelköy'e giden ancak ertesi gün evine gelir, ziyaretler yatıya diye yapılırdı... Et ekmek derttir. Çeşmelerden akan suları kana kana içilebilen mahalleler pek azdır. Gözler hep mahalle sakasının getirdiği iyi çeşme suyundadır.
Sayfa 193 - Kronik Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı