Okuryazarlığı radikal bir biçimde yeniden tanımlamamız ve bu tanıma sözelliğin, okuryazarlığın şekillendirilmesinde oynadığı önemli rolü de eklememiz gerekiyor. Bir toplum un her haliyle okuryazar görünüp sonra da birincil Metafor olan kitaptan vazgeçmesinin ne demek olduğunu yeniden tanımlamalıyız
İnsanlar arasındaki konuşmalarda geçen sözlerin gittikçe artan bir bölümü yalnızca içerik açısından değil, tarz açısından da önceden tahmin edilebilir bir hale gelmektedir. Dil, arılar, balinalar ya da bilgisayarlar arasında gerçekleşen alışverişten farklı bir şey değilmiş gibi "iletişime” indirgenmiştir. Ayakta kalan bazı şeyler var kuşkusuz ama kanımca bunlar gittikçe çürümekte. Amerika'da halk dili, iki dilden oluşan bir bileşke haline gelmiştir: Bunlardan biri metalaşmış, standartlaşmış bir zırıltı, diğeri ise hayatta kalmaya çalışan yorgun bir yerel dildir.
Winnicot, "Erkekler anneleriyle aralarındaki sorunları çözümlemedikleri sürece dünyada savaşların sonu gelmez” der. Yani Annesiyle sağlam bir bağ oluşturmamış bir insan belki de asla okuryazarlığın oyuncu yönüne ulaşamayacaktır.
Şaka dediğimiz şeyin, buharlaşıp havaya karışan bu kültürel edimin, dil üzerinde öylesine büyük bir hâkimiyeti vardır ki Doğal Dil Felsefecileri adı verilen bir grup modern dilbilimci şakayı çalışma konusu edinmiştir. Bu grup, cümlelerin nasıl kıyafet değiştirdiğini, nasıl birer travesti haline geldiğini araştırmaktadır. Travesti sözcüğü transvestite'den türer ve "karşı cinsin kıyafetlerini giymek” anlamına gelir, Rönesans
döneminde buna "sahtekârlık” deniyordu. Aslında yaptıkları şey masalcı ile soytarı arasındaki ikili karşıtlığın okuryazarlık dünyasındaki yansımasına bakmak ve bunun her cümlede yazılı olduğunu vurgulamaktır. Her yazar, hem masalcının ciddiyetine hem de soytarının alaycılığına sahiptir.