Barry Sanders

Barry Sanders

Yazar
8.4/10
57 Kişi
·
188
Okunma
·
11
Beğeni
·
859
Gösterim
Adı:
Barry Sanders
Unvan:
İngiliz Dili ve Düşünce Tarihi Profesörü
Barry Sanders, "A is for Ox: Violence, Electronic Media, and the Silencing of the Written World (Öküzün A'sı-Elektronik Çağda Yazılı Kültürün Çöküşü ve Şiddetin Yükselişi, çev: Şehnaz Tahir, Ayrıntı Yayınları, 1999) yazarıdır. Ayrıca Ivan Illich'le birlikte yazdığı ABC: The Alphabetization of the Popular Mind ve Paul Shepard'la birlikte yazdığı The Sacred Paw: The Bear in Nature, Myth, and Literature adlı kitapları vardır. California, Claremont'da İngiliz Dili ve Düşünce Tarihi profesörüdür.
Acı ve ölümle damgalanmış; umutsuzlukla okulu terk eden gençlerle, intihar eden yeni yetmelerle, çete cinayetleri, dağılmış yuvalar ve katillerle dolu
bir dünyadır bu. Gençlerin kendilerini sorgulayacak yerde öç ve misilleme peşine düştükleri bir dünyadır. İnsanların vicdan azabı ya da pişmanlık duymadan cinayet işledikleri bir dünyadır.
Barry Sanders
Sayfa 10 - Ayrıntı Yayınları
Zehir şişelerinin üzerine yapıştırılan kuru kafa işaretli etiket her televizyonun üzerine de yapıştırılmalı.
Barry Sanders
Sayfa 46 - Ayrıntı Yayınları
Chaplin Hitler'in komik yönünü ciddi yönünden ayırmış ve komik yönünü daha da büyük bir etki yaratacak şekilde karikatürleştirmişti. Chaplin bu ayrılığı seyircilere gösterdikten sonra, onlar artık Hitler'i bir daha bütün bir karakter olarak göremezlerdi. Hitler onların zihinlerinde her zaman bir hödük olarak belirecekti - ürkütücü bir hödük, ama gene de hödük.
Çağdaş dilbilim felsefesi ekollerinin muhafazakar,
liberal ve solcu düşünürleri bir noktada birleşiyor;
insan, alet kullandığı için değil, söz sayesinde insan
haline geldi. İnsanı insan yapan ne dik yürümek ne
toprağı sopayla eşeleyip yiyecek bulmak ne de dövüşmeyi bilmektir; insanı insan yapan konuşmadır. İnsanın bu doğrudan iletişimi dönüştürerek birbiriyle hiç karşılaşmayacak insan topluluk-larına ve kuşaklara aktarma yeteneği, ne akıllı maymunlar da vardır ne de okyanuslarda fısıldaşan yunuslarda.
Barry Sanders
Sayfa 13 - Ayrıntı Yayınları
370 syf.
"Gülmek için yaratılmış  
Gözlerde yaşlar niye 
Gülmek için yaratılmış  
Gözlerde yaşlar niye 
Sevmek için yaratılmış  
Kalpler hep bomboş niye "

Öncelikle gülmenin çok büyük bir günah olduğunu, Tanrı'nın gülen insanları cennetine almayacağını söyleyen somurtkan din adamlarına gelsin bu şarkı.

Eser , bir muhabbet havasında başlıyor , kahkaha atmıyorsunuz ama tebessüm ede ede okuyorsunuz bir yandan da yazar size merak uyandıracak sorular soruyor . Şunun gibi ; Hiç bebeklerin herşeye güldüğünü düşündünüz mü ? Ben de bilmiyorum yazar da cevaplamamış. Bebek şöyle düşünüyor sanırım ; şebek bunlar be :) agularbugular ,amaninler, hoppalalar .. tuhaf tuhaf sesler çıkarıyorlar ,hanimiş demelerine 'burdayım görmüyor mu bunlar zeka zayıflığı var heralde ?' Diyerek gülüyordur :)) Bir başka benim dikkatimi çeken soru da " İlk insanlar neye gülüyorlardı?" ..."Yine birgün mamut avındayım taştan çakımı aldım vurdum vurdum böğrüne böğrüne .." diyen bir neanderthalin salladığı bir olaya mı gülüyorlardı.
Eser dediğim gibi 130 sayfa kadar o kadar keyifli ki, sonra dinlerin, din adamlarının, filozof Aristo'nun gülmeye karşı çıkmalarını onların eserlerinden kesitlerinden anlata anlata ağzımızın tadı kaçırıyor.Kilise hep yasak etmiş gülmeyi hatta cezalandırmışlar insanları, Yahudiler ise gülmenin sadece Tanrı'ya mahsus bir şey olduğunu , Aristo da cennete gitmek istiyorsak ağlamamızın gerek olduğunu , hüzün ve ağlamak cennete giden yollarımızı açarmışmış! Bunların tekrirleriyle devam ediyor sayfalar kahkahanın zaferinden çok bu adamların zaferine dönüşüyor eser.
İnsanlara yüzyıllarca gülmek kötü birşey gibi empoze edilmiş, bizde de annemin bir lafı var onla örnekleyeyim: "Çok gülme ağlayacaksın" niye acaba anacağızım? -"Bilmem öyle derler" der bana.
Ben bilmem İslam dinine mensupsam "tebessüm etmek sadakadır." Diyorsa benim peygamberim tebessüm de ederim gülerim de.( Tebessüm gülmenin minimalize hali değil mi?)
Somurtmayı öneren insanlara inat gülün siz! Yalnız insanların eksik uzuvlarına, özel olarak doğmuş çocukların davranışlarına , renkleri , dilleri, dinleri, gelenekleri sizden farklı olan insanların yaptıklarına gülüp gülünecek hale düşmeyin! İğreti olmayın!
Okunmaya değer bir eserdi , gülmek her insana yakışıyor !
240 syf.
·2 günde·8/10
Sanders, bu kitabında tarihsel ve geleneksel olarak insanların, özellikle erken bir dönemde kurdukları bağları koparmadan okuryazarlığa nasıl geçtiklerini betimlemeye, kendilerine bir ses bulmak isteyen Amerikan toplumundaki gençleri çetelere, şiddete, uyuşturucuya ve cinayet işlemeye götüren yan yolları anlatmıştır. Bunların sebeplerini sözlü/yazılı/elektronik kültür üçgeninde arayarak sözellik, konuşma, dinleme, anne-bebek ilişkisi, şarkı, dans, şaka, doğaçlama, kurgu gibi olgulardan hareketle çözüm üretmeye çabalıyor fakat bu konuda bize sunacağı bir çözümün olmayacağını yine kendisi şu şekilde ifade ediyor: “Her okuryazar, bu kitabın benzerlerini son sayfalara yaklaştıkça artan bir beklentiyle okur, son bölümde bir zirve noktasına ulaşacağını, tatmin edici bir çözüme varacağını umar. Bende size sunacak bir çözüm yok. Bu konu için sonsuz saatler harcadıktan sonra size tek bir şey söyleyebilirim: Okuryazarlık sorunu olarak tanınan soruna bir çözüm bulunması beklenemez, beklenmemelidir. (…) Eğer yaşamlarımızı, yaşama şeklimizi toptan gözde geçirmezsek okuryazarlık sorununu çözme çabalarımız bu soruna ancak ucundan dokunabilecek ve hayâl kırıklığıyla sonuçlanarak sorunu daha da büyütecektir.” (s. 252) Sanders, sonrasında buna benzer cümleleri ve sorunları yineleyerek yapılacak ilk işin okuryazarlık için toptan seferberlik ilan edilmesi olduğunu söylüyor. Sanders’in, çoğunlukla kişisel görüşlerini içeren, kimi zaman da bilimsel kanıtlara dayanan kitabını, deneme türünde değerlendirebiliriz. Kitap, 2017 basımında giriş ve yedi bölümden oluşuyor.
Giriş kısmında Sanders, kitabın adının neden “Öküzün A’sı” olduğunu kısaca aktarıyor: “Kitabın adında alfabenin ilk harfini, A’yı kullanıyorum. İlk hâliyle, Fenike yazı sisteminde alef denen A harfi, bugün bildiğimiz A’nın yan yatırılmış biçimiydi ve inek ya da öküzü temsil ederdi. (Alef, Fenike dilinde öküz demekti.) A, Fenikeliler için sesli harf değildi, bir nefesi simgelerdi. Küçük bir çocuktan “ox” (İngilizce öküz) yazmasını isteseniz büyük bir olasılıkla sözcüğün fonetik okunuşundan yola çıkarak ax diye yazacaktır. Sözellikte imlâ hatası olmaz ve bu kitap, sözelliğe geri dönme çabasını yansıtıyor. Ben de kitaba yakışacağını umduğum bu adı buldum: Öküzün A’sı.” (s.12)Okuryazarlığın bir sonucu olarak tarihe giren benliğin tarihten silinmek üzere olduğunu belirtilmiştir. Kitap okumanın insana bir yol gösterici olduğunu kitap okumayı es geçerek bize yol gösterici olan benliğimizi kaybedeceğimizi söylemiştir. Okuyarak yazarak yol gösterici olan benliğimizi yeniden bulmamız gerektiğini bunu da sadece öğretmenlerle ve okullarla başaramayacağımızın altını çiziyor. Okuryazarlığın yeniden tanımlanması gerektiğinin altını çizen yazar, okuryazarlığı insanın okuduklarını içselleştirerek deneyimlerine aktardığı bir sistem olarak tanımlıyor. Okuryazarlığa giden yolun, yeni doğmuş bir bebeğin ilk hareketlerinde, nefes almada yattığını söyleyen yazar, insan sesinin bir çığlık halinde yazılı kültürün yolunu gösterdiğini fakat bu yolun televizyondan sinemaya, plaklardan CD’lere, bilgisayarlara, video oyunlarına kadar uzanan, aklımıza gelebilecek her türlü elektronik aygıtla tıkanmış durumda olduğunu belirterek sorunu ortaya koyuyor ve birinci bölüme geçiyor.
Birinci bölümde yazar, kitabın konusunu ortaya koymuştur: Okuryazarlık. Dünyadaki insanların büyük bölümünün sözellikten ayrılıp okuryazarlığın öteki dünyasına geçebilme şansı olmasına rağmen gereken ilk adımı bile atmamasından dolayı hayıflanır yazar. Bugün dünyada, üç bine yakın konuşulan dil olduğunu ancak bunların yetmiş sekizinin bir edebiyat oluşturabildiğine değinmiştir. Bunların da altı tanesinin uluslararası okur kitlesi olduğunun altını çizmiştir. Öykülerin sözlü kültür için çok önemli olduğunu, öykü anlatıcısı olan masalcının da toplum için önemli olduğuna yer verilmiştir. Çünkü masalcı öyküleri anlatırken din, ahlak, felsefe gibi birçok önemli unsuru da yakalar, demiştir. Sözlü anlatımda masalcıların önemi üzerine durulmuştur. “ Öyküler sözlü kültürün can damarı, masalcı ise kabile ya da topluluğun yüreğidir.” (s. 15)
Ve can sıkıntısı… Bu kavrama bizlerin düşündüğünün aksi yönünde bir düşünceyle açıklık getirir. “Çocuk psikologlarının çoğu tarafından üzerinde durulmayan bir konu olan can sıkıntısına, hareketsiz bir durum denilip geçiyor. Oysa can sıkıntısı bir düşünme fırsatı, çocukların ilginç buldukları şeyleri keşfedebilecekleri sessiz bir mekân olabilir. Toplumsal eleştiri ustası Walter Benjamin’in dediği gibi, ‘Can sıkıntısı, yaşantının yumurtası üzerinde kuluçkaya yatan hayâl kuşudur.’ Can sıkıntısının altında, televizyon görüntülerinin tam tersine hiçbir şey olmayacağını sandığımız bir anda bir çocuğun çok önemli bir keşfi yapma olasılığı yatar: Keşfedeceği şey kendi benliğidir.” (s.54) Sonrasında araya televizyonun girerek bu can sıkıntısından çocuğu kurtaracağını ve ona kişisellikten uzak, standartlaşmış çözümler sunan bir anne rolü üstleneceği gerçeğiyle bizi yüzleştirir. Televizyonun okuryazarlığın gelişmesine en büyük engellerden biri olduğu anlatılarak bölüm sona ermiştir.
(S. 63)
Kitabın ikinci bölümünde yazının bulunuşunun tarihine kısa bir bakış atılmıştır. Hiyeroglif yazısında şekillerin anlamlarına halkın karar verdiğini ve resim daha önce görülmemişse ne anlama geldiğinin bilinemeyeceği belirtilirken, alfabetik harflerin sıraya dizilmesi ve simgelediği seslerin toplumdaki bireylerin ezberlemesi ile herkes tarafından kullanılabilir olduğu belirtilmiştir. Alfabenin Eski Yunanlılarla ticaret yapan Fenikeli deniz tüccarlarının ticarette kayıt tutabilme ihtiyacından kaynaklanarak buldukları belirtilmiştir. Ancak Fenikelilerin bulduğu bu yazı sisteminde her sesin bir karşılığının olmadığı bu yazı sisteminin daha gelişmişini ve her sesin tam ve doğru karşılığını bulanın Eski Yunanlılar olduğu açıklanmıştır. İlk yazının da büyükbaş hayvanların yerini kaybetmemek için kullanıldığı “iz saklama” yöntemiyle kullanıldığı belirtilmiştir. Okuryazar kişinin gerçeğe bir adım uzaklıkta olduğu ve gerçeği ele geçirmek için onu sınıflandırabilir, betimleyebilir, tanımlayabilir, çözümleyebilir yani dili kullanabilir olduğu ifade edilmiştir. Ancak bu durumun sözellikte mümkün olmayacağı sözellikte aklında bir şey varken bireyin bunun dışında faklı bir şeyi söyleyemeyeceği ifade edilmiştir. Yazar, bugünün gençlerini kitabın sayfalarında yer verildiği Kaspar Hauser’ e benzetmektedir. Ünlü bir örneklem olan Kasper Hauser bilindiği üzere dilin sözel kültürün çevrenin insanda yokluk durumunda nelere yol açtığını anlatan bir dizi örnekten yalnızca bir tanesidir. Kendini 3. tekil şahıs sanan ve hayatının sonuna kadar kendini benimseyemeden yaşayan bu insan aslında sözel kültürün eksikliğinin hiçbir şeyle doldurulamayacağını kanıtlayan bir dizi örnekten yalnızca bir tanesidir. (Hauser sözelliği ilk dönemde yaşayamamış bunun içinde okuryazarlığın ona hükmedemediği bir bireydir.) Gençliğin benlik duygusunu yitirdiğini harflerle mücadeleyi bıraktığını, kitaplardan vazgeçmiş bir durumda olduklarını ifade etmiştir.
Üçüncü bölümde öykü anlatımının kökünde oyun ve şakanın yatmakta olduğu belirtilmiştir. Bunun içindir ki okumayı yazmayı en derinde kavrayabilmek için oyunun köklerini fark etmemiz gerekir. Öğretmenlerin çocukların bahçedeki davranışları ile sınıftaki davranışları arasına set çekmesi oyun ve harfler arasındaki ilişkiyi kavrayamamalarına sebep olmaktadır. “Oyun ruhu hem sözellikte hem de okuryazarlıkta öykü anlatımının bir parçasıdır.”(s.92). Sonrasında yazar şakacılarla ilgili farklı milletlerden örnekler verir. Soytarı adı verilen kişiler anlatılan öykülerin ciddiye alınmamasını sağlarlar. Soytarı yazılı kültürde yer bulamaz çünkü yazarlar hem masalcının hem de soytarının özelliklerini bir arada taşır. Yazar, dilin kendiliğinden bir esneklik ve akışkanlığa sahip olduğuna değinmiştir. Yani dilin kendisi gerçek olmadığı için anlattığı şeyler de metaforik bir gösterimdir.
Dördüncü bölümde okuryazar olmamanın sonuçlarından biri olarak gazetelerde yayımlanan haberler gösteriliyor. Amerika’da teknoloji bu kadar gelişmemişken eğitimin içinde bu kadar yer edinmemişken kalabalık sınıflar, araç gereç yetersizliğinin huzursuzluk yarattığı belirtiliyor. Ancak teknolojinin gelişmesi ve eğitimin içinde yer bulmasıyla sorunların içeriğinin değiştiğinden dert yanılmıştır. Ivan Ilich’in otuz yıl önce yaptığı toplumu okulsuzlaştırma çağrısı onun düşündüğü biçimin dışında varlık göstermeye başlamıştır. Çocukların okuldan koptuğu ancak bunu bilinçli bir şekilde değil araya giren bilgisayar, televizyon, video oyunları, sinema vb. gelişmelerin sebep olduğu aktarılmıştır.
Beşinci bölümde ise yazar, teknolojik gelişmelerin bir diğer armağanı olan silahların insan hayatına girerek normalleştirilmesine değinmiştir. Amerika’da var olan çete zihniyetinin silahları kullandıkları alanları ve bu durumu teknolojik gelişmenin normal ve olası bir sonucu olarak görülmesini eleştirmektedir. Silahların kullanım amacının değişmesinin okuryazarlık kavramının ortadan kalkmış olmasının sonucu olarak görmektedir. Kitabın yazıldığı dönemde Amerika’da var olan olaylar üzerinden örnekler verilerek silah kullanımının nasıl normalleştiği gözler önüne serilmiştir. Bu duruma da Amerikalı gençlerin oluşturduğu çetelerin sebep olduğu bu gençlerin ortak özelliğinin ise hem okuryazarlıktan hem de sözellikten mahrum olmaları verilmiştir. Bu çeteleri oluşturan çocukların yine teknolojik gelişmenin bir diğer boyutu olarak gösterilen filmleri örnek olarak şiddet içerikli bu filmleri sokağa taşımayı amaç edindikleri gençlerin kendileri tarafından ifade edilmiştir.
Altıncı bölümde ise her konuda öğretici çalışmalar yapıldığı halde çocuk eğitimiyle ilgili herhangi bir öğretici çalışmanın olmaması eleştirilmiştir. Oysaki okuryazarlık çocuğun konuşma becerisiyle değil annenin nefes alış verişleri ile bebek annenin içindeyken başlar. Dili yani sesleri işiterek öğrenir. Annenin kalbine yakın olarak en temel sesi duyar ve bu bebeğe nüfuz eder. Yani bebeğin dil öğrenimi annenin bebeği emzirmesi ve onun öncesi ile başlar. Ancak zamanla bu süt verme yerini bebek mamalarına bıraktığı gibi bebek her ilgi istediğinde ağlamaya başladığında ağzına tutuşturan emzikle isteğine son verilmiştir. Yazar biberonla mama içen bir bebeğin annesi tarafından eğitilmediği savunur. Bu durumda bebek annesinin nabzını ve kalp atışlarını içselleştiremeyecek ilk dilsel temasını gerçekleştiremeyecektir. Yine biberonların bebeklerin soluk alıp verme yetisini zayıflamasına sebep olacağına değinilmiştir. Bu da sözellikteki performansını olumsuz etkileyecektir. “Çocukların ilk okuryazarlık deneyimi -anneyle bebek arasındaki mahrem ve fiziksel bağ- artık çoğu insanın yaşamadığı bir şeydir.”(s.216)
Yedinci ve son bölüm kitabın en kısa bölümüdür. Yazar, kitabında yer alan bölümlerde nelerden bahsettiğinin her bir bölüm için kısa bir özetini yapmıştır. Hangi bölümde okuryazarlıkla ilgili neler ele aldığını kısa açıkladıktan sonra okuryazarlık sorununa bir çözüm bulunamayacağını çözüm bulmak için bir beklenti içinde de bulunulmaması gerektiğinin altını çizmiştir. “Her okuryazar, bu kitabın benzerlerini son sayfalara yaklaştıkça artan bir beklentiyle okur, son bölümde bir zirve noktasına ulaşacağını, tatmin edici bir çözüme varacağını umar. Bende size sunacak bir çözüm yok. Bu konu için sonsuz saatler harcadıktan sonra size tek bir şey söyleyebilirim: Okuryazarlık sorunu olarak tanınan soruna bir çözüm bulunması beklenemez, beklenmemelidir. (…) Eğer yaşamlarımızı, yaşama şeklimizi toptan gözde geçirmezsek okuryazarlık sorununu çözme çabalarımız bu soruna ancak ucundan dokunabilecek ve hayâl kırıklığıyla sonuçlanarak sorunu daha da büyütecektir.” (s. 252) Sanders, gençleri okuryazarlık dünyasına çekmenin tek yolunun okuryazarlığın tanımını kökünden değiştirmek ve okuryazarlığın ancak çocuk alfabeyi öğrenmeye başladığında başlamasını önlemek olduğunu vurgulamıştır. “Okuryazarlığın çok daha önceleri, bir bebek düzenli ve ritmik soluk alıp vermeye başladığı dönemde başladığı anlaşılmalı ve okuryazarlık bu dönemde başlatılmalı. Yani her şey bebek meme emerken, ağzından anlamsız sesler çıkarken, düşsel bazı sesleri duyup onlara anlamsız hecelerle, gülücüklerle cevap verirken, ninniler dinlerken, ce-e oyunu, sözcük oyunları oynarken başlamalı.” (s.252)
272 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Teknolojinin gelişmesiyle insanoğlunun gerilemesi arasındaki bağlantıyı esprili bir dille ve çarpıcı örneklerle anlatan bir eser. Çocuk yetiştirme ve eğitim konusuyla ilgilenenlerin mutlaka okumasını tavsiye ederim. Modern zamanlara eleştirel bir bakış... Kitabın adı bile içeriğindeki ironiyi yansıtmaya yetiyor zaten.
272 syf.
·12 günde·Beğendi·9/10
Okuryazarlık nedir, ne zaman başlar, insanlık tarihindeki önemi nedir ve en önemlisi şu an günümüz toplumlarındaki etki ve önemi nedir? Bu ve bunun gibi birçok sorunuza cevap bulacağınız, aynı zamanda okurken sizde farkındalık yaratacak, düşünmeye sevk edecek değerli bir sosyolojik eser. Özellikle teknolojinin gelişimi ile okuryazarlığın tüketim toplumuna hizmet eder konuma gelmesi ve okuryazarlığın geri plana atıldığı gençler arasında yetişen neslin kültüründe ortaya çıkan yozlaşma ile geleceğin iç açıcı olmayan görüntüsünü yaşanmış örneklerle bize sunması bakımından eğitime ve gelişime önem veren tüm insanların okuması gereken bir kitap. Çünkü eğitimde yanlış politika uyguladığımızın farkında değiliz. Oysaki durum net ortada: önce kendimizi eğitmekle işe başlasak ister istemez bizden sonrakilere örnek olup, ortaya sorun çıkmadan bitirmiş oluruz.
.
.
"Herkes; yurttaşlar, eğitimciler, politikacılar, anne babalar, bu demokrasinin ayakta kalmasını isteyen herkes okuryazarlığın kurtarılmaya değer bir şey olduğunu anlamalı ve sağlıklı bir okuryazarlığın gelişmesi için gerekli koşulların yaratılmasına doğru kararlı adımlar atmalıdır."
.
.
Not: araya iki kitap sıkıştırdığımdan biraz uzun sürdü okuma
Kitaba yeni başladım uzun süredir takipte olduğum ama ancak şimdi fırsat bulduğum bir eser. Kıymetli hocalarımın tavsiyesiyle duyduğum bir yazardır. Bu kitabı okumadan çocuk yapmayın tavsiyesiyle almıştım :)
240 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Okuldaki öğretmen arkadaşlarıma, velilere ve aileme hemen tavsiye ettim. Pdf olarak okudum ve hemen kitapçıma beş adet getirttim.
Mutlaka ama mutlaka okuyun..
Eğitim üzerine yazılmış mükemmel bir kitap..
Uludağ üniversitesi Sosyoloji bölümünde okutuluyor.
240 syf.
·Beğendi·8/10
Kitapta özellikle televizyona dem vurulmuş ancak internet de günümüzde büyük sorunlar yaratmakta. İnsanları hapsetmekte ve onları etkisi altına almakta. İnsanlar birbirinden uzaklaşıyor. Bu kitapta yapılan eleştirileri tamamen doğru buluyorum ve okumanızı tavsiye ediyorum.
272 syf.
·24 günde·Beğendi·10/10
Bu kitap sözellikten okuryazarlığa geçişi okuryazarlığın çöküşünde medyanın etkisini insanların medyanın etkisiyle robotlaştığından her hareketlerinin tahmin edilebilir olmasından sözelliğe anneyle adım atıldığından anneyle tam iletişime geçemeyen bir çocuğun tam anlamıyla bir okuryazar olamayacağından bahsediyor.
370 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Çok kapsamlı ve başarılı bir eser. Her zaman dediğimiz gibi gülmek yıkıcı, devrimci bir eylemdir. Bunu bilinçli olarak mı söylerler bilmiyorum ancak gerçekten de gülmek devrimci ve yıkıcı bir eylemdir. Çok ünlü kişileri bir kahkaha ile rahatlıkla bozabilirsiniz, canınızı sıkan birini ciddi anlamda gülerek sallamaz geçerseniz dünya başına yıkılır. Toplum içerisinde söz cambazlığı yapmak, insanları güldürmek, kusurları hedef almak veya bilmeden bir kişinin hayatı ile ilgili fıkra anlatmak o kişinin beyninde atom bombası etkisi yapar. Eserde yolculuğa çıkan çeşitli mesleklerden insanlar birbirlerine fıkralar anlatıyorlar, birnin analtığı fıkra önceden aldatılmış bir marangozun( öyle hatırlıyorum uzun zaman oldu okuyalı) zoruna gidiyor çünkü kendisi de geçmişte aldatılmış. Bu tarz örnekler vererek kahkahanın, mizahın ne kadar önemli olduğunu, insanların kahkaha ve mizaha hedef olmamak için nasıl çırpındıklarını görüyorsunuz. Mizah dergilerinin fazlalığı, siyasileri hedef alması ve onların yaptıklarını alaycı bir şekilde eleştirmesi bu kişilerin sonraki eylemlerinde temkinli davranmalarına yol açacaktır. Kitapta değinilen bence en önemli ve günümüze kadar etkisi olan noktalardan biri de dinlerin gülmeyi olumsuz olarak tanımlaması ve bu sebeple radikal kişilerin nefretten beslenmesi ( yukarıdakiler de benim yorumum olmakla birlikte burası tamamen benim düşüncem) . İsa hiçbir resimde gülerken resmedilmez, diğer birçok din görevlisi de öyledir incilde ve kuranda gülen kişilerin cehenneme gideceğine dair ayetler vardır. Püritenlerin hristiyanlara yaptıkları psikolojik baskıyı şeyhulislamlar, kadılar, imamlar da müslümanlara yapmaktadır. Artık öyle bir noktaya gelmişler ki insanları denetleyecek bu kişiler olmasa bile gülmekten korkuyorlar ve gülmenin yanlış bir şey olduğunu düşünüyorlar.
240 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bu kitap tüm insanların okuması gereken bir kitap ancak bunların başında toplumu yönetenler veya aile yöneten anne- babalar gelmektedir. Kitap yazı denen buluşun insanın zihnini nasıl evrimleştirdiğini, yazıdan mahrum kalan bir bireyin beyninin yazıyla tanışandan nasıl farklılaştığını, aile ortamında yetişen çocuk ile anne veya babadan herhangi birinin olmadığı veya ikisinin de olmadığı hatta hiçbir insanla iletişim kurmadan yetişen bir insanın hayatının nasıl şekillendiğini anlatmaktadır. Aslında kitap çok geniş konuları ele almaktadır ve asıl konusuz sözlü kültür insanı ile yazılı kültür insanı arasındaki farkı anlatmaktır. Yazılı kültür insanı olarak birçoğumuz bundan övünebiliriz ancak bazı durumlarda sözlü kültür insanının zihni de yazılı kültür insanınki gibidir ve daha ilginç işler başarabilir ancak bu ikisinden de farklı olup kötü durumda olan bir sınıf vardır ki bunlar iki kümeye de girmezler. Aile ortamında yetişemeyip annesi ile babası ile iletişim kuramayan, kültürün devamlılığı için gerekli koşulların oluşmadığı durumlarda insanın dil becerisi gelişmez, zihinsel evrimi gelişmez ve daha pek çok yönden gelişmez. Ve kitabın sonlarında yoğun olarak değinildiği gibi bu çocuklar sokak çetelerine katılırlar. Kitabın en güzel açıkladığı konulardan biri de televizyonun insan ve özellikle çocukların zihnini nasıl etkilediğidir. Çocuklar yoğun olarak reklamlara, cinayetlere maruz kalırlar. Bunları geçsek bile çocuklar kitap okuyup ailelerinden veya büyüklerinden masal dinleyip bu dinlediklerini zihinlerinde canlandırmak yerine tv sayesinde hazır verileni tüketerek yaratıcılıklarını kaybederler vs. kitap çok güzel konulara değiniyor. İlk anne babaların okumaları gereken bir kitap bence.

Yazarın biyografisi

Adı:
Barry Sanders
Unvan:
İngiliz Dili ve Düşünce Tarihi Profesörü
Barry Sanders, "A is for Ox: Violence, Electronic Media, and the Silencing of the Written World (Öküzün A'sı-Elektronik Çağda Yazılı Kültürün Çöküşü ve Şiddetin Yükselişi, çev: Şehnaz Tahir, Ayrıntı Yayınları, 1999) yazarıdır. Ayrıca Ivan Illich'le birlikte yazdığı ABC: The Alphabetization of the Popular Mind ve Paul Shepard'la birlikte yazdığı The Sacred Paw: The Bear in Nature, Myth, and Literature adlı kitapları vardır. California, Claremont'da İngiliz Dili ve Düşünce Tarihi profesörüdür.

Yazar istatistikleri

  • 11 okur beğendi.
  • 188 okur okudu.
  • 18 okur okuyor.
  • 177 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.