Romanın adından dolayı Ankara'da geçeceğini ve mahpus kelimesinin mecazi kullanıldığını düşünüyordum ama roman kahramanı Vasfi hapse giriyor, İstanbul'da geçen üç seneden sonra hakkındaki hüküm kesinleşince Ankara'ya gönderiliyor. Hapisten çıkınca ise birkaç gün sonra İstanbul'a dönüyor.
Ben okurken biraz hayal kırıklığına uğradım açıkçası, Vasfi'nin abartılı saflığı, Vasfi'nin annesinin kanatsız melek gibi olması, Zeynep'in uç noktadaki şeytanlığı hem gerçeklik duygusunu götürmüş hem karakterlerin bu özelliklerine sürekli kör göze parmak vurgu yapılması ve üst üste aynı şekilde tasvir edilmesi beni romandan uzaklaştırdı. Okurken kendimi çok abartılı eski bir Türk filmi seyrediyor gibi hissettim.
Bu arada ilk defa "Yaprak Dökümü"ndeki Şevket'ten ezik bir roman karakteri gördüm o da Vasfi. Bunlara rağmen yazar özellikle bir mahkumun içinde bulunduğu ruh halini yansıtırken başarılı ve okuyucuyu yakalıyor ama sonra yine aynı ağdalı anlatım devam ediyor.
Vasfi'nin Zeynep için yaptığı fedakarlığın altında kalması da güzel işlenmiş ve bana bu açıdan Reşat Nuri Güntekin'in "Damga" romanını hatırlattı. Damga, 1924'te yazılmış bir roman, "Ankara Mahpusu" ise 1945'te "Zeynep İçin" adıyla "Haber" gazetesinde tefrika edilmiş, belki Damga'dan bir derece esinlenilmiş olabilir diye düşündüm.
Romanın bir diğer ilginç özelliği ise Türkçe basımdan önce Fransızcaya çevrilerek basılması, ki yazar eserini kendisi Fransızcaya çeviriyor, ilk Türkçe baskının ise 1957'deki Fransızca baskıdan dokuz yıl sonra 1968'de yapılmasıdır. Ben 1968 tarihli baskıdan okudum ve imla çok farklı geldi, açıkçası yeni basımlarla karşılaştırmak isterim.
Suat Derviş'in ilk Türk gazetecilerden ve önemli kadın yazarlardan olması ve eserin adı sebebiyle bu romanı merak etmiştim. Genel olarak okuduğuma