1000Kitab'ın o meşhur ana sayfası değil, sanki bir ego panayırı. İnsanlar, on binlerce kişiyi takibe alıyor, geri dönerlerse dükkan benim mantığıyla dijital esnaflık yapıyorlar. Derdi kitap, edebiyat ya da bir fikrin peşinden gitmek değil, tek derdi o profilindeki takipçi sayısını bir borsa endeksi gibi yukarı taşımak. Takipçi kasmayı entelektüel başarı sanan bu tayfa, platformu edebiyat mecrasından çıkarıp bildiğin bir pazar yerine çevirdi. En absürt olanı da o beğeni çeteleri. Yazılan metin üç sayfa sürse bile, daha ilk cümleyi okumadan beğeni butonuna çöken bir kitle var. Neden? Çünkü biliyor ki o beğenirse, karşı taraf da onun boş içeriğini beğenecek. Karşılıklı bir sen beni ağırla, ben seni ağırlayayım tiyatrosu dönüyor. Sonra bu yöntemle 500 600 beğeni alınca, birdenbire omuzları dikleşiyor, bakışları değişiyor; sanırsın ki Nobel Edebiyat Ödülü 'nü buna vermişler maşallah. "Beni bu kadar kişi onaylıyorsa en derin, en bilgili benim" :D özgüveniyle etrafa tepeden bakmaya başlıyorlar. Oysa o beğenilerin içinde ne bir fikir var ne de bir idrak. Tamamen algoritmik bir kurnazlık ve popülarite açlığından ibaret her şey. Kitaplar, bu insanların elinde sadece üzerine basıp yükselecekleri birer basamak haline gelmiş. Okuduğu eserin ağırlığı altında ezilmesi gerekirken, o eserin sırtına binip takipçi sayısıyla hava atan bu sahtelik, gerçekten can sıkıcı. Entelektüelliği nicelikle, yani rakamlarla ölçebileceğini sanan bir zihniyetin ; ne kitaba, ne yazara, ne de kendine zerre saygısı yoktur. Kendi kurdukları o yankı odasında, birbirlerini alkışlayarak dev aynasında görmeye devam edebilirler ama dışarıdan bakınca sadece komik görünüyorlar.