"Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe."
Bu cümleyle başlıyor.
Kitap, ölüm hakkında değil sona eren bir yaşam hakkında. Her satırı yaşanmışlık dolu bir kitap. Ben çok çok beğenerek okudum. Belki de bu kadar çok beğenmemin sebebi aynı durumları yaşadığım içindir.
Okuduğum satırların hiçbiri bana yabancı gelmedi. Altını çizdim, durdum. Dönüp aynı satırları tekrar okudum ve tekrardan altını çizdim. Adeta hayattan olayları aksettirmişti yazar.
Yavaş yavaş okudum çünkü bir çırpıda okunup sindirilebilecek bir kitap değil. Cümlelerde, kelimelerde uzun uzun düşünmenizi gerektirecek zihinsel odaklanmışlık istiyor. Bazı cümleleri yüreğinizin öyle bir noktasında oturuyor, kalıyor ki o an nefes alıp vermekte güçlük çekiyorsunuz. Öyle bir kitap.
Hayatta bazı anlar unutulmuyor. Her ne kadar: "Hayat devam ediyor." diyip kendimizi teselli etsek de hayat, kaldığı yerden devam etmiyor. O yara orada, o sızı orada duruyor. Zamanla üzeri kabuk bağlasa da tamamen iyileşmiyor. Kalıyor orada. Bir an yetiyor o kabuğun yeniden kanamasına...
Yazarımız bu kitapta ölümü değil; sona ermiş, son bulmuş bir hayatı anlatıyor. İnsan; sevdiği insanın ölümüne nasıl tepki verir, neler hisseder, ayrılık acısını nasıl tarif eder... Tüm bunları konu alıyor bu kitap.
“Günlerle ve gecelerce ne yapacağımı bilmiyorum, durmadan ortaya çıkan tüm anılarla ne yapacağımı bilmiyorum, gelecekteki günlerde ne yapacağımı bilmiyorum, ona sormadığım ve içinde kalan ve anlatılmamış hikâyelerle ne yapacağımı bilmiyorum..."
"Doğum gününde ne yapacağımı bilmiyorum, böyle günler ölümden sonra kutlanır mı yoksa doğum gününü artık geçersiz kılan başka bir tarih mi olur - ölüm tarihi."
Bu kitabı; hayatında sevdiği bir insanı kaybetmenin acısını yaşayan veya sevdiği birinin hastalık sürecine şahit olan veyahut kendi hastalık