Bu olaylarin hepsi karşılıksız verme (bağış, armağan) uygulaması çerçevesinde irdelenebilir. Verilen reddediliyor, çünkü size bir karşılık verme hakkı tanınmıyor, ki bu da simgesel anlamda karşılık vermek isteyenin küçük düşürülmesi ve bu hakkın elinden alınması demektir. Bu durumla her ne pahasına olursa olsun insanin yaşaması gerektiğini savunanların sergiledikleri hiddette karşılaşılmaktadır.
Bu birilerinin iyiliğini isteyenlerin reddedildikleri zaman gösterdikleri beklenmedik, inanilmaz bir hiddete benzemektedir.
Bu Tanrı’ya inandiklarin söyleyenlerin (Kutsal Av-
rupa yandaşlarının ) sergiledikleri hiddete benze-
mektedir, çünkü bu insanlar da evrensel bir hakkın
arkasina sığınarak artık açıkça dini bir inanca sa-
hip olmadiklarini söyleyenleri yok etmek istemek-
tedirler. Muzaffer iyilikle egemen akıl tarafindan
düs kırıklığına uğratılanların bir şeylerden yoksun
bırakılanlar, ellerinde ne var ne yoksa alınanlar,
sömürülenler ve maddi yaşama olanaklarından
yoksun bırakılanlardan yok daha büyük bir kin
sergiledikleri görülmektedir. Birinciler özgürleştirici, tartışmaya yönelik ve hak iddia etme amaçlı bir şiddete başvurarak çözüm üretmeye çalışırlarken; kendilerine bir şeyler verilen, kendilerine zorla bir şeyler verilmeye çalışılan, yaşamalarına izin verilen diğerlerinin bambaşka bir şiddete başvurduları görülmektedir.
Bu olay tüm ahlaki değerler
sistemindeki çelişkiyi gösteren nefis bir örnektir. İyice düşünüldüğünde yasal yaptırım gücü açısından birini
ölüme mahkûm etmek ya da "ilke olarak" yaşamaya mahkûm etmek arasinda bir fark yoktur. Her iki durumda da bu yaptırım gücüne boyun eğmemek gerekmektedir, özellikle de sizin iyiliginizi isteyene.