Hasan

Hasan
@Socratbey
Savruk bir pazartesi
Akşam üzerirüzgarı bir kuş tüyünü yerden yere çaldı, ardından dirençle yol kenarındaki söğüt ağacının gövdesine tutunur gibi oldu ama çok sürmedi, calico bir kedinin patileri arasına düşüyor bu tatlı kedi ise dikkatini çok uzun süre bir yerde tutamıyordu, sıra mazgala geldiğinde kendisinden hiç beklemediğim biçimde bir köpr gibi üzerinden öte yaka geçti, ucu biraz çamura bulanınca ağırlaştı ve bir taş gibi yokuş aşağı yuvarlanarak gitmeye başladı, caddenin aşağısındaki su birikintisine düştü, birikintinin içinde yeniden kendini buldu, yavaşça genişliyor çengelleriyle, suyun aksinde dansını izlerken kendi yüzüme rastladım.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
İç güve'sinden hallice
'Nasılsın', nasılım, iç güve'sinden hallice, içimden kelebekler göç ediyor ve yollar o kelebekleri güveler haline getirdi, 'fiziksel mi yoksa kimyasal değişim mi bu', daha çok dünyasal diyebiliriz, iç çektim, 'hep mi böylesin sen', hep nasılım, 'biraz kendi iç dünyasında gibi', bir an muzipçe gülümsememe engel olamadım, haa yok değilim, kendi içime haber vermeden içimden kaçtığım çok olur, günlerce peşimden bakakalırım ve bakakalan kendimi uzaktan gizlice bir köşeden izlerim, 'Gözleyen, gözlenen, gözleyeni gözleyen, totalde kaç kişisiniz', peki size kaç kişi lazım?
'Tutunduğun her ne varsa, omuriliğinle yenisini inşa edebilirsin", kemikleşmiş alışkanlıkların arkasından atlamak üzereyim, bugün yeniden nöronal bağlar kurmak için güzel bir gün, 'Zaten biraz da pragmatik bakmak lazım', doğru diyorsun, eski kendimi her an düşebilirim, kaza bela olmadan bırak, baktın ki yokuş aşağı son hız, pencerelerden şey'ler bulanıklaşırken, zamanında bırak, huylu huyundan ve hiç pişmanlık yok.
Seksenlerin sonundan sonra kendini tekrar eden kavramların uzlaşılmaz kopukluğundan başladık, 'Sanat'ın araçsallaştırılması'na variyor tüm duyulanlar, görmek için göz gerek, araçsallaştırılmamalı mı diyorsun, ama herkes özgür, istediğini yapmakta özgür, 'Ama bu yığınlar anlamına gelir, çokluk, çokluğu tüketememek, istiap haddinin dolup taşması, ürün çokluğunda yetersiz tüketen olduğunda, durgun suyun içten kimyası gibi, devasa bir çürümeden bahsediyoruz o zaman, "Neyin değerli olup neyin olmadığına nasıl karar vermeliyiz sence', herkesin kendi değerler sistemi, iyi bir kitap seçebilmek için bile önceden iyi kitaplar okumuş olma paradoksundan çıkamadım, 'Hayır buna katılmıyorum, artık okuyucu ya da seyirci için görmek yetmez, deneyimleyen olmak istediği neredeyse bir izafi bağıntılı anlardan oluşan bir algının içinde yaşıyoruz', haklısın, enstalasyonun keyfine varan bilir hadi öyleyse buluşup şu anı yudumlayalım.
Yeryüzü aynadaki yüzünü öptüğünde, sırf bu yüzden, yüzlerce kez kutsandı ahşap bir masa; bir akşam üstü, gözyaşlarının havaya buharlaştığı bir şimdi'nin akşamı yarın'n kulağından tutup sürükledi gökyüzüne. Kiyıda köşede; iç'te ve heves'te saklanan her ne varsa; hepsi saçılıyor bir bir bir ve yakalayabildiğimiz tüm dün'lerden ikibileklik diziyoruz biri sende, biri bende kalsın. Neyi bilse/m neyi biliyorsun. Ve sözcükler sevgili dostum, izin ver aksın, izin ver dünyaya melankolik ve güzel ruhunun boyalarından üflesin, monokromatik bir eylül akşamını tamamen maviye çevirsin. Abrakadabra.