İmam Gazalî şöyle diyordu: "Ömrün bitmiş, fakat sen yalvarmış yakarmışsın, sana bir gün daha verilmiş; işte şimdi öyle bir günde bulunuyorsun, öyle bir günde ne yapacaksan, her gün aynı gayretle o işe sarıl, öyle çalış, öyle ibadet et, öyle yaşa."
Vazgeçemeyeceğimizi sandığımız yanlış alışkanlıklar edindik. Bu alışkanlıklar vazgeçilmez kabul edildiği için, onlardan vazgeçmek göze alınamıyor. Çünkü kurulu düzenin kazandırdığı alışkanlıkları reddetmek, neticede o düzenin reddine müncer olacaktır.
Biriyle evlenmezsin.
Onun travmalarıyla,
Anne-babasının ilişkisiyle,
Geleneği ile evlenirsin.
Avrupada evlilik tango gibidir iki kişi arasında yapılır. Türkiye'de ise halay gibidir, aileler arasında yapılır, sülaleler karışır.
Öyle kötü bir eğitimin içinden çıkıp geliyoruz ki, eleştiri de, nasihat da asal anlamlarının dışına çekişmiştir: dedikodu ile sohbet, ahkâm kesme ile nasihat, eleştiri ile kınama birbirinin yerine kullanılabiliyor.