Sude

Sude
@Solivaganotes
ne bilsin, olağanüstü hallerin ta kendisiyim. dokuz canlı bir kediyim, sekizini yitirdim, ne bilsin.
'Sen canavar kalacaksın...' falan filan... atıp tutmaya başladı başıma bu şirin hasırları ören şeytan. 'Ölümüne sürsün cümle iştahın, bencilliğin, cümle bağışlanmaz günahın.' Ah, canıma yetti arttı-Kuzum şeytan, ne olur daha bir öfkesiz bakıver de benden yana ufak tefek, yolda kalmış alçaklıklar vara dursun, sen ki yazarda tasvir, öğreticilik vergilerinin yokluğuna vurgunsun, senin için kopardım lanetli gün defterimden bu uğursuz yaprakları.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bir gün gerçekten Chicago'ya gidersem adımı temelli Elly Higginbottom olarak değiştirebileceğimi düşündüm. O zaman Doğu'nun büyük bir üniversitesinden verilen bursu teptiğimi, New York'ta bir ayı heba ettiğimi ve günün birinde Amerikan Tıp Birliği üyesi olup bavullar dolusu para kazanacak olan aklı başında bir tıp öğrencisinin evlenme önerisini geri çevirdiğimi hiç kimse bilmeyecekti. Chicago'da insanlar beni olduğum gibi kabul edeceklerdi. Orada Elly Higginbottom adında sıradan bir yetim kız olacaktım. Herkes beni sessiz, yumuşak yaradılışımdan ötürü sevecekti. Kitaplar okumam ve James Joyce'un eserlerindeki ikizler üzerine uzun tezler yazmam için baskı yapmayacaklardı. Ve hatta günün birinde güçlü kuvvetli ve sevecen bir oto tamircisiyle evlenip Dodo Conway gibi kalabalık bir aileye de sahip olabilirdim. Eğer canım isterse.
Baştaki küçük harfin, aslında hiçbir şeyin gerçekte en baştan, büyük harfle başlamadığı, yalnızca kendinden önce geleni izlediği anlamına gelebileceğini düşündüm. Havva ile Adem kuşkusuz Adem ile Havva'ydı ama belki başka bir anlam da taşıyordu. Belki de Dublin'de bir birahaneydi.-
Korkunç bir hayvanın üzerinden soyulmuş bir deri gibi pörsük ve terk edilmiş hissediyordum kendimi. Hayvandan kurtulmuş olmak beni ferahlatmıştı ama ruhumu ve pençelerini geçirebildiği her şeyi de alıp götürmüşe benziyordu. El çantamda içinde rimel, rimel fırçası, göz farı, üç ruj ve kenarında aynası olan yaldızlı kutuyu aradım. Aynadan kaçamak gözlerle bana bakan yüz, uzun bir işkenceden sonra bir hücrenin parmaklıklarından bakıyor gibiydi. Şişmiş, berelenmiş ve renkleri birbirine karışmıştı. Suya, sabuna ve Hıristiyan hoşgörüsüne muhtaç bir yüzdü. Gönülsüzce boyanmaya başladım.
Gözlerimi en büyük buluta dikip sanki o gözden kaybolunca ben de onunla kayıp gidebilecekmişim gibi bekledim.