Korkunç bir hayvanın üzerinden soyulmuş bir deri gibi pörsük ve terk edilmiş hissediyordum kendimi. Hayvandan kurtulmuş olmak beni ferahlatmıştı ama ruhumu ve pençelerini geçirebildiği her şeyi de alıp götürmüşe benziyordu.
El çantamda içinde rimel, rimel fırçası, göz farı, üç ruj ve kenarında aynası olan yaldızlı kutuyu aradım. Aynadan kaçamak gözlerle bana bakan yüz, uzun bir işkenceden sonra bir hücrenin parmaklıklarından bakıyor gibiydi. Şişmiş, berelenmiş ve renkleri birbirine karışmıştı. Suya, sabuna ve Hıristiyan hoşgörüsüne muhtaç bir yüzdü.
Gönülsüzce boyanmaya başladım.
Gökyüzünün doruğunda beyaz, kayıtsız bir güneş parlıyordu. Kendimi bu güneşte, bir melek kadar ince ve uçucu bir hale gelene dek bir bıçak gibi bilemek istedim.
Eğer iki karşıt şeyi aynı anda istemek nevrotiklikse ben tepeden tırnağa nevrotiğim.Hayatımın geri kalan kısmını karşıt şeylerin birinden öbürüne uçmakla geçireceğim.