"Belki de sürdürdüğüm yaşam, sürdürmem gereken yaşam değildir?" düşüncesi takıldı aklına birden. Ama hemen sonra "Her zaman gerekeni tam gerektiği gibi yapmış benim gibi biri nasıl olur da sürdürmesi gereken yaşamı sürdüremez?" diye geçirdi içinden ve yaşam-ölüm gizeminin biricik çözümünü, olmayacak bir şeymiş gibi kafasından uzaklaştırdı.
"Peki şimdi istediğin nedir? Yaşam...yaşamak?.. Nasıl bir yaşam? Mahkemede mübaşirin, 'Yargıç geliyor!' diye bağırdığı zamanki gibi bir yaşam mı? Birkaç kez içinden, "Yargıç geliyor... Yargıç geliyor..." diye yineledi, sonra öfkeyle bağırdı: "Al işte geldi yargıç! Ama benim ne suçum var? Niçin bütün bunlar?" Ağlamayı kesti, yüzünü divanın arkalığına dönerek hep aynı soruya yanıt aradı: "Bütün bunlar niçin? Bu dehşet niçin?"
Ne kadar düşündüyse de bir yanıt bulamadı. Sıklıkla olduğu gibi, bütün bunların sürdüğü yaşamın sürdürmesi gereken yaşam olmadığından kaynaklandığı düşüncesi aklına takılacak oldu mu, hemen hayatı boyunca her şeyi tam gerektiği gibi yerine getirdiğini hatırlıyor ve bu tuhaf düşünceyi kafasından uzaklaştırıyordu.
comme il faut~olması gerektiği gibi
Acaba başucunda bir kitap var mıdır? Bana bir defacık gülmüş olan bu kızın hülyalarına ne karışır bilmem ki. Yemeği nasıl yer? Hızlı mı, yavaş mı? Ne kadar merak ederim.
Şimdi ilkbaharda odamın penceresine bir yerden kazara bir ışık vursa o gün ilkbahar her insana yaptığı gibi bana da üzüntüyle dolu bir yumuşaklık, bir yerinde duramayış, bir yürek çarpıntısı verir. O zamandan bu zamana tam otuz sene geçti. Kimsenin yüzüne ayna tutmadım. Kimse yüzüme ayna tutmadı. Ama kazara bir ışık, bir ilkbaharda odamdan parlak bir kırlangıç gibi geçiverirse o gün ne ettiğimi bilmem.