... Şöyle ifade edeyim, bir keresinde oturup uzun uzun Benekli'nin gözlerinin içine bakıp o gözlerden dışarı ışıyan zekâyı gördüğümde, omurgamda aşağıdan yukarı, yukarıdan aşağı titreme nöbetleri geçmiş, yüreğimin yağları erimişti. O zekâ konusunda ne söylesem kendimi yeterince anlatmış olamam. Sözlerle anlatılabilir gibi değildi. Ben gördüm, sadece bunu söyleyebilirim. Bazen onun gözlerine bakarken, bir insanın ruhuna bakıyormuşum gibi olurdum; orada gördüklerimden korkar, zihnimde reenkarnasyon fikri ve buna benzer şeyler canlanırdı. Demem o ki hayvanın gözlerinde büyük şeyler gördüm; dünyaya iletilecek bir mesajı vardı ama ben o mesajı anlayabilecek kadar büyük değildim. O mesaj neyse, beni şaşırttı, kafamı karıştırdı. (Bunu söylerken kendimi salak durumuna düşürdüğümün farkındayım.) O gözlerde gördüğüm şeyin ne olduğuna dair en ufak bir ipucu dahi veremiyorum. Işık değildi, renk değildi; gözler sabit dururken hareket eden, geriye doğru kaçan bir şeydi. Aslında o hareketi görmedim sanırım, daha çok sezmiş olmalıyım. Bir ifade, evet, bir ifadeydi ve ben o ifadeden bir izlenim edindim. Hayır, tam olarak bir ifade değildi, daha fazlasıydı. Ne olduğunu bilemiyorum ama bir yakınlık hissetmemi sağladı. Yakınlık dediysem yanlış anlamayın, duygusal bir yakınlık değildi. Daha ziyade eşitlik hissinin getirdiği bir yakınlıktı. O gözler asla bir geyiğin gözleri gibi yalvarmadı bana. Tersine meydan okudu. Öte yandan isyan da yoktu o bakışlarda. Büyük bir sükunetle eşit olduğumuzu bildiriyordu, o kadar. ...