Soner Atabek

Soner Atabek
@SonerAtabek
TOPARLANDIM DEVAM ETTİM HER ŞEYE RAĞMEN Yine de inşa edin UMUTLA BAK Asla Düşünme! adlı eserlerin yazarıyım.
Toplumsal gelişim
TOPLUMSAL GELİŞİM Değerli okuyucularım, bugün sizlerle toplumsal gelişim hakkında konuşmak istiyorum. Toplumsal gelişim aslında her ülke ve millet için farklıdır. Bazı ülkeler kültür ve ahlak açısından gelişimi hala 1600’lü yıllarda iken, başka bir ülke 2022’li yıllara ulaşmış oluyor. Toplumların gelişiminde eskiden kitaplar rol oynarken şimdi televizyon, internet var. Geri kalmış ve gelişmeye çabalayan ülkeleri hala televizyon ile yönetebilirsin. Çünkü algı yönetimi için mükemmel bir araçtır. Hitler’in ikinci dünya savaşında radyonun gücünden faydalandığını bilmeyen yoktur. Amerika ise yıllarca Hollywood filmlerini kullandı. Değerli okurlarım, gerçeklerin yalan, yalanlarınsa nasıl gerçek olarak aksettirildiğini küçük bir örnekle sizlere açıklamak istiyorum. Amerika 40 milyon civarı Kızıldere’liyi öldürmüştür. Aslında onları bu kelimelerle nitelendirmek bile yanlıştır. Kızılderili yerine gerçek Amerikan yerlisi dememiz en doğrusu olacaktır. ABD, Kızılderili kellesi getirene, her kelle başına 5,6 dolar veriyordu. İlk biyolojik silah olan çiçek hastalığı Kızıldere’ liler üzerinde denendi. Topraklarından sürülen Kızılderililere yardım amacıyla dağıttıkları battaniyelerin arasına çiçek mikrobu koyarak birçok insanı öldürdüler. Kızılderililerin başlıca yiyeceği olan milyonlarca bizonu topluca öldürdüler. Yetmedi köle pazarlarında sattılar. Köle pazarlarında satılan milyonlarca siyahi insanın, kat kat fazlasını nakliye gemilerinde öldürdüler. Gelelim asıl meseleye; biz ne yaptık? TRT devlet televizyonunda 2018 yılına kadar her Pazar yayınlanan Hollywood filmlerinden ‘’pis zenci’’ ve ‘’ vahşi Kızılderili’’ kelimelerini öğrendik. Bizim toplum bile binlerce kilometre ötedeki, mazlum kovboylara özendi. Kimse soykırıma uğrayan Kızılderililerden olmak istemedi. Özetle; bizim
Hayata Dair
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kafesteki insan
KAFESTEKİ İNSAN Merhaba değerli okurlarım Bugün sizlere kafesler de yaşayan insanlardan bahsetmek istiyorum Norveç’te yengeç avı açık denizler de yapılır ve o kadar kazançlıdır ki Norveç deniz ürünlerinden, Petrol gibi gelir elde eder. Sadece üç ay çalışan bir kaptan 200.000 dolar kazanç sağlayabiliyor. Bu bilgi belki işinize yaramaz ama bu kaptanların tecrübeli olduğu bir konu var. Bir tür yengeç var ki, bize ders veriyor. Yengeç avcılığı deniz tabanına bırakılan kafesler ile yapılır. Yengeçler yüzmez, doğal olarak deniz tabanında yürürler ve kafeslerin içine konulan balık parçalarını görüp kafese girerler ve o kafesten çıkmak zordur yengeç tutsak olduğunu anlayınca pes ediyor. Üstelik diğer kendi cinsinden bir yengeç çıkmaya çalışırsa onu tutuyor. Hatta ona zarar veriyor. Bu olay bilim adamlarının da dikkatini çekiyor ve laboratuvarlar da incelemeye başlıyorlar. Görüyor ki tutsak olan yengeçler, kaçmak isteyen yengeçlerin kolunu bacağını koparıyor. Bu bilgiyi niye öğrendiğimize gelelim. Benim de dikkatimi çekti, şöyle bir bakınca adeta kafesler ülkesi olmuşuz. Çocukluktan başlayarak insanları kafeslere yerleştirmeye başlamışız. Bir çocuk eğer bir dersten zayıfsa hemen onu tembeller kafesine yerleştirmişiz. Biraz büyümüş solcular kafesine koymuşuz ya da sağcılar kafesine koymuşuz. Başı açıklar kafesine ya da başı kapalılar kafesine koyuyoruz. Yetmiyor cemaatler kafesine yerleştiriyoruz. Yetmiyor siyasi kafeslere koyuyoruz Sonra da o kafeslerden çıkmasına bir daha izin vermiyoruz. Adeta medyadan başlayarak, sosyal medyada dahil olmak üzere kafeslerin içerisinde yaşayan insanları çıkmaya çalışan olursa paramparça ediyoruz. Değerli okurlarım Medya insanlığa hiçbir faydası olmayan hiçbir yararı olmayan programları saatlerce işliyor ve insanların beynini adeta
Hayata Dair
NEFRET ETME
NEFRET ETME ! Merhaba, değerli okurlarım Bugün sizlerle ‘’nefret etmek’’ hakkında konuşmak istiyorum. Neden bazı insanlar her şeyden ve herkesten, nefret eder? Neden her şeye olumsuz bakar? Her şeyi eleştirir? Neden hep başkalarına kin kusar? Neden üretmeyi sevmez? Bu insanların amacı; tüketmek, hakaret etmek, zarar vermek ve kendi çevresindeki insanları aşağı çekerek yükselmektir. Kendisi yukarı çıkmak isterse kendinde yükselmek için gerekli bilgi, beceri ve çaba olmadığı için ancak yukarıdakileri aşağı çekerek bu amacına ulaşmak ister. İnsanlar bundan ne tür bir zevk alıyor olabilir hiç düşündünüz mü? Oysa yukarıda herkese yer varken. Değerli okurlarım; Zamanın birinde çiftçinin biri tarlasında çalışırken birden bir ses duymuş: " Ne dilersen dile vereceğim sana. Ama komşuna da iki katını vereceğim." Düşünmeden hemen cevaplamış: "Bir gözümü kör et!" İşte değerli okurlarım bu insanlardan her yerde var. Nefret süngerleri gibi, tüm nefreti emerler ve yeri geldiğinde emdikleri bu nefreti üzerinize boca etmek için pusuda sizi beklerler. İşin en kötüsü de ne biliyor musunuz? Bu insanların çocukları da bu nefreti emiyor ailelerinden. Hem de tamamını… Sonra çocuk okulda kavga edince:" Alllah Allah" diyorlar "Nereden öğreniyor bu çocuk kavga etmeyi" diye de yakınıyorlar. Kimden öğrenecek, senden öğreniyor. Senden ne görüyorsa, onu yapıyor. Çocuklar ailenin aynası. Evde ne görüyorlarsa onu yansıtıyorlar etrafına. Nelerden nefret ediyoruz peki? Bizim gibi olmayanlardan. Bizim gibi düşünmeyenlerden. Bizim gibi giyinmeyenlerden. Bizim gibi konuşmayanlardan. Bizim cemaatten olmayanlardan. Bizim partiden olmayanlardan. Bizim memleketten olmayanlardan. Hadi buraya kadar normal diyelim.
Hayata Dair
Tüketim çılgınlığı
TÜKETİM ÇILGINLIĞI Değerli okurlarım, Bugün sizlerle Tüketim çılgınlığı hakkında konuşmak istiyorum. Tüketim çılgınlığı bize kapitalizmin bir dayatmasıdır. Kapitalizm diyor ki; Her şeyin bir bedeli var ve sende o güzel paracıklar varsa, alırız. Hepsini alırız. Kapitalizm para harcama özgürlüğüdür. Her şeyi satın alabilirsin… hayallerini. Yaşam amacını. Para harcamak mutluluk sebebidir. Garip değil mi? Asıl mantıklı olan para kazanmak olmalıydı. İnsanlar dokunduğu şeyleri daha çok sever. O sebepten dolayı İnsanların paraya dokunmasını kaldırdılar. Gerçek kâğıt, mıncırılası paranın, bankalardaki rakamlara oranı %15 civarı. Her şey rakam oldu. Sadece el değiştiren sayılar. Sayıların değişimi değil de, o rakamlarla aldığın şeyler, dokunduğun şeyler seni mutlu ediyor. Çünkü; parana dokunamıyorsun. İnsan dokunduğu şeyleri daha çok sever. Örneğin; elbise, mobilya, telefon, pizza, döner … gibi tüm bunların ortak özelliği, onlara dokunabilmen. Demek ki insan dokunduğunu seviyor. O yüzdende sayılardan oluşan ve kredi kartının içinde saklı duran parasını, dokunabileceği ayakkabılar ve elektronik aletler ile değiştiriliyor. Kapitalizm de işte buna bayılıyor. Yenisini al… yenisini… Asıl mesele burada başlıyor. Bir şeyin yenisini almak için elindeki ne zaman eskidi ve bunun eski olduğunu kim söylüyor? Fabrikalar 24 saat çalışarak yeni akıllı telefonlar üretiyor. Milyonlarca hem de. Peki herkesin telefonu varsa, ki var. Yenisi niye alınsın? Telefonun gayet güzel çalışıyor. Çökmüyor, donmuyor, fotoğraf da çekiyor. O zaman kapitalizm diyor ki: Yenisi daha havalı. Ünlüler de bunu kullanıyor, bak yan komşun da almış. Şimdi senin telefonun onlarınkine göre eski oldu. Yani elindeki telefon, sana göre ve bütçene göre eskimedi, hatta çizik bile yok. Ama kapitalizme göre eskidi. Yenisini al
Piskoloji
İNANÇ SÖMÜRÜSÜ
İNANÇ SÖMÜRÜSÜ Merhaba değerli okurlarım Bugün sizlerle inanç sömürüsü hakkında konuşmak istiyorum Hazırsanız başlayalım İki şekilde sömürü vardır Birincisi inanç sömürüsü, İkincisi duygu sömürüsü. Bir çoğumuz hayatın pek çok yerinde duygu sömürüsüyle ve inanç sömürüsüyle karşılaşırız. Duygusal şantajdır bu. Kimileri insanları daha fazla para kazanmak için sömürür, kimileri gücünü artırmak için, kimileri politika için, kimileri ise bireysel çıkarları için sömürür. Önemli olan da sebep değil sonuçtur. Yani nasıl sömürüldüğün ve en sonunda sana ne olduğu önemlidir. Eğer sömüren, senin ruhunu tüketecek kadar emiyorsa, o zaman sana yaşayacak kadar mutluluk ve umut bırakmayabilir. Değerli okurlarım Bazıları ülkemizde dini inançları sömürür, Bazıları Atatürk gibi önem verdiğimiz değerleri, Bazıları milliyetçilikten sömürür, Bazıları tarikatlardan sömürür, Sömürür de sömürür yeter ki bir boşluk hissetsin… Allah, Ömer, Ali, Muhammet diyerek kandıran dilenci de siyasetçi de aynıdır, ikisi de ruhani duygulara ateş ederek insanları sömürür. Biri üç kuruşunu alır, diğeri bir milletin her şeyini alır. Sevgili okurlarım bizlerin yıldır sorunları bitmiyor ... Aslında bizlerin ne türban sorunumuz var ne Kürt sorunumuz var ne o, ne bu sorunumuz var. Bizim asıl sorunumuz sömürülme sorunumuz var, başına türlü maskeler takarak bizlerin karşısına gelip bizleri nasıl sömürdüğünün sorunu var. Sömürülmeyi seven bir toplumuz
Hayata Dair