TÜKETİM ÇILGINLIĞI
Değerli okurlarım,
Bugün sizlerle Tüketim çılgınlığı hakkında konuşmak istiyorum.
Tüketim çılgınlığı bize kapitalizmin bir dayatmasıdır.
Kapitalizm diyor ki; Her şeyin bir bedeli var ve sende o güzel paracıklar varsa, alırız. Hepsini alırız.
Kapitalizm para harcama özgürlüğüdür.
Her şeyi satın alabilirsin… hayallerini. Yaşam amacını.
Para harcamak mutluluk sebebidir. Garip değil mi?
Asıl mantıklı olan para kazanmak olmalıydı.
İnsanlar dokunduğu şeyleri daha çok sever. O sebepten dolayı İnsanların paraya dokunmasını kaldırdılar.
Gerçek kâğıt, mıncırılası paranın, bankalardaki rakamlara oranı %15 civarı. Her şey rakam oldu. Sadece el değiştiren sayılar. Sayıların değişimi değil de, o rakamlarla aldığın şeyler, dokunduğun şeyler seni mutlu ediyor.
Çünkü; parana dokunamıyorsun. İnsan dokunduğu şeyleri daha çok sever. Örneğin; elbise, mobilya, telefon, pizza, döner … gibi tüm bunların ortak özelliği, onlara dokunabilmen.
Demek ki insan dokunduğunu seviyor. O yüzdende sayılardan oluşan ve kredi kartının içinde saklı duran parasını, dokunabileceği ayakkabılar ve elektronik aletler ile değiştiriliyor.
Kapitalizm de işte buna bayılıyor.
Yenisini al… yenisini…
Asıl mesele burada başlıyor.
Bir şeyin yenisini almak için elindeki ne zaman eskidi ve bunun eski olduğunu kim söylüyor?
Fabrikalar 24 saat çalışarak yeni akıllı telefonlar üretiyor. Milyonlarca hem de. Peki herkesin telefonu varsa, ki var. Yenisi niye alınsın?
Telefonun gayet güzel çalışıyor. Çökmüyor, donmuyor, fotoğraf da çekiyor. O zaman kapitalizm diyor ki: Yenisi daha havalı. Ünlüler de bunu kullanıyor, bak yan komşun da almış. Şimdi senin telefonun onlarınkine göre eski oldu. Yani elindeki telefon, sana göre ve bütçene göre eskimedi, hatta çizik bile yok. Ama kapitalizme göre eskidi.
Yenisini al