Soner Atabek

Soner Atabek
@SonerAtabek
TOPARLANDIM DEVAM ETTİM HER ŞEYE RAĞMEN Yine de inşa edin UMUTLA BAK Asla Düşünme! adlı eserlerin yazarıyım.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İYİ AMA VAKİT YOKKİ!
İYİ AMA VAKİT YOKKİ! Okuma konusu açıldığı zaman çok sık duyduğumuz bir yakınma vardır:"" İyi ama vakit yok ki birader! gazete bile okuyamıyorum " İlk bakışta doğru gibi geliyor değil mi? Sabah alelacele evden fırlayıp işe giden insanlar, iş dönüşü yorgun argın eve geliyorlar ve yemek telaşından sonra çeşitli televizyon kanalları karşısında yarı uykulu bir mahmurluğa gömülüyorlar. Ama aynı koşullar Batı insanları için de geçerli onlar da en az bizim kadar yorucu bir tempoda çalışıyorlar. Nasıl oluyor da o ülkelerde birçok kitabın satışı milyonlara ulaşabiliyor? Batı ülkelerini görmüş, araştırmış olan herkes bu sorunun cevabını kolayca verebilir. İnsanlar yolda okuyorlar, metroda, otobüste Elindeki kitap gazete Ya da dergi olmayan tek bir kişi bile göremiyorsunuz. Tren ve uçak yolculuklarına herkes bir ya da birkaç kitapla çıkıyor. Otobüs duraklarında beklerken dergilere göz atıyorlar. Tatile gittikleri zaman bavullarına mutlaka birkaç kitap koyuyorlar. Plajda güneşlenirken ya da yeşillikler arasında bir şezlong da dinlenirken kitap okuyorlar. Bizim insanımızsa Hitit döneminden beri büyük bir sabır ve tevekkülle bıraktığınız yerde oturuyor. Ağrıdan otobüse binip İstanbul'a gidiyor Ve günler geceler boyu yola bakıyor hastane kapısında 3 gün bekliyor da aklına bir gazeteye bakmak gelmiyor. Toprağa çömelmiş bir Hitit heykeli gibi kıpırdamadan duruyor. Bu durum bana Karadeniz 'de çay yetiştiricilerini hatırlatıyor. Dünyanın en zor yetişen ağaçlarından biri olan çay' İn yaprağını bir yıl bekleyen köylüler gözlerinin önünde uzanan Engin denizden yararlanmayı düşünmüyorlar ağacın altına oturup bir yıl kıpırdamadan durabilen insanlar denizin sunduğu eşsiz zenginlik kaynaklarına sırtını dönüyorlar. Belki de bu yüzden kahvehanelerimiz milyonlarca kitap düşmanıyla dolu. Belki de
Hayata Dair
ÖLÜMÜ KUTSAYAN TOPLUM
ÖLÜMÜ SEVEN TOPLUM Kardeş kavgası yaşayan ülkelerde hep aynı oyun oynanıyor. Önce toplum çeşitli kutuplara bölünüyor bu kutuplar arasındaki kin ve nefret Keskin bir Ustura ağzı gibi sürekli bileniyor daha sonra iş karşılıklı cinayetlere geliyor bir sizden bir bizden.. üç bizden... beş sizden.. Derken olay çılgınlık boyutuna yükseliyor ve kardeş kardeşi boğazlamaya başlıyor. Toplum adeta bir kan tutkusuna kapılıyor. Baba evladını öldürüyor, evlat babasını. Bir toplumu "yaşasın ölüm" dedirtecek kadar çıldırtan, kardeşi kardeşe düşüren, birbirini öldürmeye iten nedenler hakkında çok düşündüm. Ve anladım ki bu iş bir günde olmuyor. Toplum, ölümü seven, ölümü yücelten, ölümü kutsayan provakatörler eliyle akıl ötesi bir şiddet boyutuna çekiliyor. Her gün televizyon ekranlarında, dizilerde, filmlerde öldürmenin bir marifet olduğu, tecavüzün sıradan bir şey olduğu, televizyon programların da bile insanları sürekli aşağılayan, ötekileştiren, bölen, ayrıştıran, programların yapıldığı bir birikim söz konusu. Ölümün kutsandığı yerde, yaşamı savunmak bir suç haline geliyor. Ayrışmanın, kutuplaşmanın her gün konuşulduğu bir ülkede kardeşçe yaşamayı savunmak suç haline geliyor. Hep uğruna insan kanının akıtılması gereken kutsal kavramları önümüze koyuyorlar. "Devleti korumak" "İdeolojiyi korumak " " Dini korumak " "Kralı korumak " "partiyi korumak" Bu kavramlar çevresinde, bir toplumun kendi evlatlarına kıyması meşru hale getiriliyor. Dolayısıyla o toplumda herkes birbirini boğazlıyor. İspanya gibi Yunanistan gibi ülkeler de kan banyosundan geçti. Bu örnekleri çopaltabilirim. Bu gün herkesin kaçıp gitmek istediği o uygar kentlerde, AB üyesi olarak kadeh tokuşturan insanlar bir zamanlar birbirinin kanına ekmek doğrama çılgınlığına sürüklenmişti. Aynı oyun ne yazıkki bugün Türkiye’de
İnsan ve Toplum