ÖLÜMÜ SEVEN TOPLUM
Kardeş kavgası yaşayan ülkelerde hep aynı oyun oynanıyor. Önce toplum çeşitli kutuplara bölünüyor bu kutuplar arasındaki kin ve nefret Keskin bir Ustura ağzı gibi sürekli bileniyor daha sonra iş karşılıklı cinayetlere geliyor bir sizden bir bizden.. üç bizden... beş sizden..
Derken olay çılgınlık boyutuna yükseliyor ve kardeş kardeşi boğazlamaya başlıyor.
Toplum adeta bir kan tutkusuna kapılıyor. Baba evladını öldürüyor, evlat babasını.
Bir toplumu "yaşasın ölüm" dedirtecek kadar çıldırtan, kardeşi kardeşe düşüren, birbirini öldürmeye iten nedenler hakkında çok düşündüm. Ve anladım ki bu iş bir günde olmuyor.
Toplum, ölümü seven, ölümü yücelten, ölümü kutsayan provakatörler eliyle akıl ötesi bir şiddet boyutuna çekiliyor. Her gün televizyon ekranlarında, dizilerde, filmlerde öldürmenin bir marifet olduğu, tecavüzün sıradan bir şey olduğu, televizyon programların da bile insanları sürekli aşağılayan, ötekileştiren, bölen, ayrıştıran, programların yapıldığı bir birikim söz konusu.
Ölümün kutsandığı yerde, yaşamı savunmak bir suç haline geliyor.
Ayrışmanın, kutuplaşmanın her gün konuşulduğu bir ülkede kardeşçe yaşamayı savunmak suç haline geliyor.
Hep uğruna insan kanının akıtılması gereken kutsal kavramları önümüze koyuyorlar.
"Devleti korumak"
"İdeolojiyi korumak "
" Dini korumak "
"Kralı korumak "
"partiyi korumak"
Bu kavramlar çevresinde, bir toplumun kendi evlatlarına kıyması meşru hale getiriliyor. Dolayısıyla o toplumda herkes birbirini boğazlıyor.
İspanya gibi Yunanistan gibi ülkeler de kan banyosundan geçti. Bu örnekleri çopaltabilirim.
Bu gün herkesin kaçıp gitmek istediği o uygar kentlerde, AB üyesi olarak kadeh tokuşturan insanlar bir zamanlar birbirinin kanına ekmek doğrama çılgınlığına sürüklenmişti.
Aynı oyun ne yazıkki bugün Türkiye’de