Çünkü avukatlar -içlerindeki en beceriksizi bile mahkemede işlerin nasıl gittiğini kısmen de olsa anlayabilir- mahkemelerdeki herhangi bir şeyi düzeltmeye kalkmaz, hatta aklından bile geçirmezken, hemen her davalı-bu çok dikkat çekici bir durumdur-, hatta en aptalları bile davaya adım atar atmaz neler düzeltilebilir diye düşünmeye başlardı hemen. Böylece diğer iyi şeyler için harcayabileceği zamanı ve gücünü heba etmiş olurdu. Doğru olan tek şey, mevcut durumu kabullenmekti. Tek tek bazı şeyleri düzeltmek mümkün olsa bile -ancak bu da çok saçma bir batıl inançtı-en iyi ihtimalle gelecekteki davalarla ilgili bir şey elde edilebilir, ancak kindar memurların dikkatlerini üzerine çekeceğinden insan inanılmaz derecede zarar görürdü. Oysa dikkatleri çekmemek lazımdı! Bazı şeyler ne kadar akıl almaz olursa olsun sakin davranmak gerekirdi. Bu büyük adalet sisteminin kısmen sonsuza dek belirsiz kalacağını ve insan kendi kafasına göre bir şeyleri değiştirmeye kalktığında ayaklarının altındaki zemin kayıp da içine düşerken, bu büyük organizmanın insanın neden olduğu bu küçük sarsıntıyı gayet kolay telafi edeceğini -her şey birbirine bağlıdır çünkü-, yerine yenisini koyabileceğini ve hiçbir şey olmamış gibi kaldığı yerden yoluna devam edebileceğini ve hatta büyük bir ihtimalle daha katı, daha dikkatli, daha sert ve daha kötü olacağını kabullenmeye çalışmak gerekirdi. Avukatı işini yaparken onu rahatsız etmemeli, işi ona bırakmalıydı.
"Benim başıma gelenler," diye devam etti K., biraz daha alçak bir sesle, konuşurken de sürekli ilk sıradaki insanların yüzlerine baktığı için biraz dikkati dağılıyordu, "benim başıma gelen, herkesin yaşayacağı türden bir şey değildir ve ben bunları çok ciddiye almadığım için pek önemli de sayılmaz, fakat bunlar bir hareket tarzının, birçok insana karşı yapılan muamelelerin bir göstergesi. Bunun için buradayım, kendim için değil."
Fakat ben de kısmen acıma duygusu nedeniyle şu an için bunu soruşturma olarak kabul ediyorum. Zaten insan tüm bunları ancak acıma duygusu olursa kabul edebilir.
K. bir hukuk devletinde yaşıyordu, her yerde barış hüküm sürüyordu, tüm yasalar işliyordu, böyle olduğu halde onu evindeyken baskın yapmaya kim cesaret edebilirdi?
Romanı şöyle özetleyeyim; Her şey muallakta bırakılıyor… Dava ne? Suç ne? Yargılama niçin yapılmıyor? Bana göre hikâye bir tık havada kalmış. Avukatlık mesleği hakkında güzel demeçler var lâkin yine de konular maalesef birbirinden kopuk ilerliyor. Özellikle yayıncı Block’un konusunu dipnot olarak tamamlanamadı diye bölüm sonuna koymuş(s186).