Kutlu'nun her eserini keyifle okurum.
Her eserinde geçmişime, özüme dönük çokça şey beni özlem duyduğum mazimle buluşturur.
Bu denemesinde ise Kutlu; içinde bulunduğumuz çağın getirdiği ve getirmekte olduğu felaketi gün yüzüne sürmüş. Bu felaketlerin sonumuzu getireceğine dair sessiz çığlıklar atmış adeta.
Kitapla buluşan okuru gerçeklerle yüzleştirip akletmeye davet etmiş.
İnsanın; kendini, özünü unutmasının fıtratında ve tabiatında onulmaz yaralar açtığını ifade etmiş.
İnsan yaşadığı şu yüzyılda özünden sessizce koparılmış vaziyette.
Sanayi devrimi ile başlayan fıtrattan koparılma süreci günbe gün büyümekte.
İnsan teknolojinin ve tüketimin esiri olmuş, düşünmeyi dahi unutmuş halde.
Fıtrata savaş açmış, doğanın dengesini bozacak kadar haddini aşmıştır.
İklim krizleri, su felaketi, kuraklık, gıda krizi , betonarme evler içindeki kölelik, kaybolan çocukluk, yitirilen sosyal ve manevi bağlarımız, kaybettiğimiz ahlaki değerlerimiz bu felaketlerden sadece bazıları..
Çünkü insan kendini unutup Rabbini de unutma hatasına düşmüştür.
Oysaki tek gayemiz evvela kendimizi bilip tanıyıp ardından Rabbimizi tanımaktı.
Lakin insan bunu unuttu çünkü insan ziyandaydı.
İnsan maddeperest bir varlığa dönüştü, sahip olduğu varlık kadar değer biçti kendine.
Oysaki zenginliğin, bereketin mal ve mülkteki zenginlik olamayacağını idrak edemedi. Çoklukla övündü..
Eser boyunca insanın özünden koparılmasının ana sebebi olan teknolojik ilerlemeler ve bunla beraber ortaya çıkan ideolojiler işlenmiş. Teknoloji ideolojileri; ideolojiler de hep teknolojiyi beslemiş çünkü.
Kutlu öze dönmenin toprağa dönmekle mümkün olacağını ileri sürmüş.
Kapitalizmden kaçıp kanaat ekonomisine sığınmak gerektiğine defaatle vurgu yapmış.
Osmanlı'da hakim olan nizamı -ki bu nizam Allah'ın belirlediği nizamdan farklı