Okuma esnasında Beytu'l Makdise gidiyor, tur rehberimizin sesinden Kudüs'ün her toprağını karış karış geziyor ve tüm teferruattı ile bu kutsal beldeyi keşfediyor gibisiniz.
Öyle bir hissiyat veren bir kitaptı benim için.
Yazar eserinde sade bir üslup kullanıp akıcı bir anlatıma yer vermiş.
Eseri okurken orada bulunan tarihi ve dini mekanların resmedildiğini görüyorsunuz.
Bu sayede okuma çok daha keyifli hale geliyor.
Beytu'l Makdisi her hattı, her birimi ile tanıyor ve görüyorsunuz.
Hem bilgilendiriliyor hem de bir an önce oralara gitmenin nasip olması için imrendiriliyorsunuz adeta.
Kudüs'ün himayemizde olduğu yıllara gidiyoruz. Ecdadımızın sergilediği adil tavır, saygıdeğer duruş ve hoşgörü adeta gurur verici.
Lakin bu kutsal şehrin hükümranlığını yitirmemiz ile acıların kapısı aralanmaya başlıyor.
Zorbalık, şantaj, mahrumiyet ve işkenceler ile ne yazık ki fiili istila başlıyor.
Ve dilinizden şu cümleler dökülüyor :
Ahhh Kudüs sinende ne çok acı biriktirmişsin meğerse.
Zaman acılarına merhem olmak yerine ;bu acıları daha da dayanılmaz kılmış ne yazık ki!
Bir zamanlar "Barışın Şehri" olarak bilinen bu diyar yerini zulmün, gözyaşının, kimsesizliğin ön plana çıktığı bir döneme bırakmış vaziyette.
Kitabın bitiminde bu şehrin neden bu denli kıymetli, mühim olduğunu bir kez daha idrak ettim.
Her kütüphanede bulunması gereken ilkler arasında.
Hele ki böylesine hassas bir dönemde hala okumayanımız varsa mutlaka alıp okumalı..