Mevcut bilimsel bilgimiz ve tarihte ortaya çıkan olaylar ışığında, Tanrı'nın süregelen vahyinden ilham alan Tekvin yazarları (bugün yaşasalardı) belki de şöyle bir şey yazabilirlerdi: Başlangıçta Tanrı "Olsun..." diye buyurdu ve fiziğin birleşik güçlerini mükemmel bir simetri ve ileriyi gören ince bir ayarla yarattı. Tanrı özgür bir kararla, hiçlikten yine hiçliğin içerisine doğru yeni doğan uzay ve zamanda kendiliğinden parçacık üretim sistemini kurdu; son derece küçük ve hayal edilemez derecede sıcak, sessiz ve içten içe yanan bir küre üretti; işte bu, başlangıçtaki evrimin ve yaratılışın ilk aşamasıydı
Nereden geldiğini, kim olduğunu asla unutma çünkü etrafındaki kimse unutmaz bunu. Kendi gerçeğini güce çevir. Böylece hakkındaki gerçek asla zayıf noktan olmaz. Gerçeğin senin zırhın olsun ki, kimse seni o gerçeği kullanarak incitemesin.
Bilgili insan, bilgisiz insan gibi bir şeyi sorgulamadan kabul etmek istemiyor. Bu açıdan bilgi sahibi insanlar denizin sopayla vurulunca yarıldığı, Ay'ın parmakla işaret edilince ikiye bölündüğü, kutsal kitapların gökten indirildiği, peygamberlerin Tanrının en sevdiği kulları olduğu, Tanrı'nın bir oğlu olduğu, bir kadının kendi kendine gebe kaldığı ya da 7 yaşındaki kız çocuklarıyla evlenmenin Tanrı izni olduğu türünden bilim ve ahlak dışı şeylere inanmak istemiyor.
Taberi, Arapların vergi toplama bahanesiyle işledikleri zulüm ve işkenceleri şöyle anlatır:
"Amiller haraç tahsil etmede çok aşırı gittiler. Onlar Türk asilzadelerini horladılar, hakir gördüler. Dikhanlara ağır ceza verdiler, elbiseleri yırtılıp yakıldı, kemerleri boyunlarına bağlanarak sürüklendiler, Müslüman olmuş pek çok biçare ve fakir kimseden bile cizye aldılar. Böylece onlar da Türk hanlarından yardım istemeye mecbur oldular."