Kitap okumayı ne kadar sevsem de hayatımda tek seferde oturup bitirdiğim bir kitap olduğunu pek hatırlamıyorum; ta ki Pınar Kür’ün Asılacak Kadın eseriyle tanışana dek. Bu kitabı tek solukta bitirmiş olmamın sebebi sadece sürükleyiciliği değil, Melek’in çektiği o ağır acının bir an önce son bulmasını istememdi sanırım.
Melek; kadın olmanın, savunmasız bırakılmanın ve susturulmuşluğun ete kemiğe bürünmüş hali gibiydi. Kendi hayatı üzerinde söz hakkı olmayan, sadece kendisine dayatılanı yaşamak zorunda kalan bir kadının sessiz çığlığıydı bu. Pınar Kür, romandaki her karakteri kendi iç sesi ve diliyle işleyerek, bizleri o karanlık dünyanın içine çekmeyi ustalıkla başarıyor. Her karakterin penceresinden baktığımızda, toplumun ikiyüzlülüğünü ve adaletin kimi zaman ne kadar kör olabileceğini daha net görüyoruz.
Sonuç olarak; Asılacak Kadın sadece bir kadının trajik sonunu anlatmıyor; aynı zamanda bir toplumun vicdan muhasebesini de önümüze koyuyor. Kitabı bitirdiğimde Melek’in acısı dinmiş olabilir ama benim zihnimde bıraktığı o ağır tortu ve 'adalet' kavramına olan sorgulamam hiç bitmeyecek gibi görünüyor. Bazı kitaplar biter ama sızısı kalır; Melek’in hikayesi de tam olarak böyle bir iz bıraktı.