"Hayatımı pislikten ve açgözlülükten uzak yașamayı, çocuklarımın büyümesini, ilk agularını, elleriyle bir șeyi ilk tutmalarını, ilk adımlarını, yürümelerini, koșup oynamalarını,
sorularını, gülmelerini ve sevmelerini görüp yaşamayı bana
bağışladığı için, kaderime șükürler olsun; bahar ve ılık esintisi
için, ev yakınındaki derenin şırıltısı ve ormandaki kuşların
șakıması için, duyularımı arı ve özgür koruduğu için; kötü
komşuların dedikodusundan beni uzak tuttuğu için; eșimle kucaklaşmaktan mutlu olduğum ve hayatın akışını vücudumda
hissettiğim için; karışık zamanlarda özümün yönünü yitirmediğim için ve hayatımın anlamı ve süresi olduğu için. Çünkü, her zaman kendi içimi dinledim ve sakin bir şekilde, şöyle
diyerek, devamlı beni uyaran sesi izledim: Șunun ötesi yok:
Hayatı iyi ve mutlu yaşamak! Korkulu ruhlar seni yolundan uzaklaştırsa da, kalbini izle. Hayat sana eziyet etse de, katılaşma. Ve sakin akşamlarda, ișim bittikten sonra, sevgilim ya da çocuğumla evin önündeki çimenlikte oturunca, doğanın soluğunu
duyunca, o zaman içimde o çok sevdiğim türkü yükselir...