Bu devir, sıradan insanın en parlak zamanı; duygusuzluğun, bilgisizliğin, tembelliğin, yeteneksizliğin, hazıra konmak isteyen bir kuşağın devridir.
Fyodor Dostoyevski
İnsan doğayı aşmaya kalkışınca böyle düşüp yerlerde sürünebiliyor. En yüce insan bile, kaderin düz yolundan sapmaya kalktığında bir hayvana dönüşebiliyor.
Açık bir alanda sırtüstü yatıyorum ve gökyüzü kuşatıyor beni. Büyüklüğü
karşısında güçsüzüm. Öylesine uçsuz bucaksız ve uzakta ki, kendi önemsizliğim elle tutulur hale geliyor. Ama gökyüzünün beni reddettiğini hissetmiyorum. Onun bir parçasıyım ben, ufacık elbette, ama bu müthiş muazzamlığın yanında her şey ufacık kalır.
“Her şey çok hızlı gerçekleştiğinde” diye yazmıştı Kundera, Yavaşlık adlı romanında, “kimse hiçbir şeyden emin olamaz, kendisinden bile.” Telaş, hayatı daha da yüzeysel kılar. Hız hayatı eksiltir.
Saatlerini doğanın ve iç dünyalarının çevrimine ayarlayanlar, güneşi ve gökyüzünü görebilenler, hayatı uzun bir şimdi veya yekpare, geniş bir an olarak yaşayabilenler, ‘içime çektiğim hava değil gökyüzüdür’ diyebilenler, eve mutlu dönüyor.