Öteki çocuğun ne için yarıştığını bilmiyordum, belki de yalnızca ün kazanmak için. Oysa bu benim görülen değil bakılan, duyulan değil dinlenen biri olabilmek için tek şansımdı. Eğer bir tanrı varsa rüzgarı yönlendirir, emrime sunar, böylece ben parmağımın tek bir hareketiyle acımı, özlemimi kesip atardım. Pek çok şeye katlanmış, buralara kadar gelmiştim. İşte o an, birden, umut bilgiye dönüştü. Kazanacaktım. Yalnızca bir zaman meselesiydi.
“Unutma, Emir Ağa. Canavar filan yok; hava da harika.” Kafasından neler geçtiğini çoğu zaman kesinlikle bilmediğim bu çocuk nasıl oluyor da beni açık bir kitap gibi okuyabiliyordu? …İlkokul birinci sınıf kitabımı bile okuyamayan o Hasan, beni rahat rahat okuyordu. Bu biraz rahatsız ediciydi, ama ne zaman neye gereksindiğini bilen birine sahip olmak, aynı zamanda rahatlatıcıydı da.