Belki bugün yine umduğumuzu bulamayacağız dünyadan, eski yaralar kanayacak, tersoluk, ziyanlık yakamızı bırakmayacak ama biz dimdik üzerine gideceğiz yaşamanın, geri adım atmadan, korkmadan.
Akşama güzel bir kahve yapacağım, yeni bir kitaba başlayacağım, annem hayatta, gök hâlâ bizim ve belki yine yağmur yağar. Hepsine şükür.
Büyüdükçe yaşam dediğimiz yolculukta mutluluk ya da mutsuzluğun değil anlamın peşinden gitmemiz gerektiğini kavradık ama yine de durup soluklanacağımız, talihin güzelliği ile ilgili umutlu sözler söyleyeceğimiz zamanların olmasını isterdik. Olmadı ve olmasın. Oturup bir şeylere, birilerine küsecek değiliz. Yaşamak her şeye rağmen sürdürmektir, en çok da gücün tükendiğinde, artık devam edemediğinde sürdürmektir. Sürdürüyoruz.
Joan Copjec, Tut ki Kadın Yok kitabında şöyle der: "Haset dolu insan, keyif görmekten tiksinir. Huzur bulduğu tek şey, başkalarının sefaletidir."
Huzuru hasetten değil, dünyadaki güzelliklerden bulmak umuduyla.
Çünkü haset bizi, ötekinin hayatını kirli sözlerle tanımlamaya, boyamaya iter ve bir noktadan sonra bu karanlık düşünceler hem zihnimizi hem de kalbimizi ele geçirip bizi karanlığın süvarilerinden birine dönüştürür. Bu da güzelliğin, temizliğin, iyiliğin ve baht açıklığının gelip bizi bulmasını engeller.