Peki, diyordum kendi kendime, bir iş buldun. Ömür boyu böyle bir işte mi çalışacaksın? Bu yüzden banka soyuyordu insanlar. Yapmak zorunda kaldıkları işler küçük düşürücüydü. Neden, bir konser piyanisti veya yargıç değildim? Çünkü eğitim gerekiyordu ve eğitim parayla sağlanıyordu. Ben bir şey olmak istemiyordum zaten. Ve bunda fevkalade başarılı olduğum tartışılmazdı.
Herkes sisteme uyup içine girebileceği bir kalıp bulmak zorundaydı.
Doktor, avukat, asker.
ne olduğu mühim değildi.
Kalıbını bulduktan sonra ileri doğru gitmeye çalışıyordun.
Önümde uzanan yolu görebiliyordum. yoksuldum ve yoksul kalacaktım. para değildi özellikle istediğim. bilmiyordum ne istediğimi. saklanabileceğim, saklanıp hiçbir şey yapmak zorunda kalmayacağım bir yer istiyordum.
bir şey olma düşüncesi beni korkutmakla kalmıyor, hasta ediyordu.
avukat, danışman, mühendis veya benzer bir şey olmayı düşünmek bile olanaksızdı benim için. evlenmek, çocuk sahibi olmak, aile kurumunun kafesine girmek. her sabah aynı işe gidip akşam dönmek, olanaksızdı.
bu tür şeylere katlanmak için mi dünyaya geliyorduk?
İlgi duymuyordum. Hiçbir şeye ilgi duymuyordum. Nasıl kaçabileceğime dair hiçbir fikrim yoktu. Diğerleri yaşamdan tat alıyorlardı hiç olmazsa. Benim anlamadığım bir şeyi anlamışlardı sanki.