Hiçbir şeyi kendimi erkeklere beğendirmek için öğrenmedim.Hiçbir zaman erkeklerin önünde kızarmadım ve onlardan iltifat beklemedim.Bu hâl beni müthiş bir yalnızlığa mahkûm etti.Kız arkadaşlarım benimle ahbaplık etmeyi ve fikirlerimi kabul etmeyi zevklerine ve rahatlarına aykırı buldular.Hoş tutulan bir oyuncak olmak, onlara insan olmaktan daha kolay ve cazip geliyordu.Erkeklerle de arkadaş olamadım.Aradıkları yumuşak lokmayı bende bulamayınca müsavi kuvvetlerle karşı karşıya gelmektense kaçmayı tercih ettiler.
Maria Puder bana bir ruhum bulunduğunu öğretmişti ve ben de onun, şimdiye kadar rastladığım insanlar arasında ilk defa olarak bir ruhu bulunduğunu tespit ediyordum.Muhakkak ki bütün insanların birer ruhu vardı ama birçoğu bunun farkında değildi ve gene farkında olmadan geldikleri yere gideceklerdi.Bu ruh, ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden, meydana çıkıyordu...Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya -ruhumuzla yaşamaya- başlıyorduk.O zaman bütün tereddütler, hicaplar bir tarafa bırakılıyor, ruhlar birbirleriyle kucaklaşmak için, her şeyi çiğneyerek birbirine koşuyordu.Bütün çekingenliklerim yok olmuştu.Bu kadının karşısında her şeyimi ortaya dökmek, bütün iyi ve fena, kuvvetli ve zayıf taraflarımla en küçük bir noktayı bile saklamadan, çırçıplak ruhumu onun önüne sermek için sabırsızlanıyorum.Ona söyleyecek ne kadar çok şeyim vardı...Bunların, bütün ömrümce konuşsam bitmeyeceğini sanıyordum.Çünkü bütün ömrümce susmuş, zihnimden geçen her şey için:"Adam sen de söyleyip de ne olacak sanki?" demiştim.Eskiden her insan hakkında, hiçbir esasa dayanmadan, sırf mukavemet edilmez bir ilk hissin, bir peşin hükmün tesiriyle nasıl:"Bu beni anlamaz!" demişsem,bu sefer bu kadın için, gene hiçbir esasa dayanmadan, fakat o yanılmaz ilk hisse tabi olarak:"İşte bu beni anlar" diyordum.