İnsan hayatının her bir saniyesi bir anı aslında. Ama aklımızda yer edenler iki avuçtan belki biraz fazla. Kötü ya da iyi fark etmeksizin iki avuç anıdan ibaret hatırladıklarımız. Senelerce yaşıyoruz ama yaşadığımızı bu iki avuç anılarla hatırlıyoruz. İnsan o iki avuç yaşadığı anı biriyle paylaşarak çoğaltmak istiyor bazen. O iki avuç bende kalmasın, avuç avuç çoğalsın, yaşadıklarıma bir ben değil başka biri de şahitlik etsin istiyor. Yaşamak unutulmamak çünkü. İnsanlar sizi hatırladıkça yaşarsınız çünkü. İnsanlar ölmekten korkar ama aslında unutulduğumuzda ölürüz. Ve belki de bu yüzden sevdiklerimiz ölseler bile ölümsüz.
"Uyurken de çatıyorsun kaşlarını,"
"Mizacım böyle,"
"Kendine öfkeli olmak mı?"
"Sen birilerine kaş çatmıyorsun Ulaş,"
"Bir anlığına, kendi kendine, durduk yere çatıyorsun kaşlarını. Kafanın içinde oluyor ne oluyorsa. Kendine demek ki."
Yine bir yağmurlu akşam kol kola yürüyememişiz.
Sen, ben ıslanmayayım diye şemsiyeyi en çok bana tutmamışsın.
Benim aklımda ıslanan omzunda, saçlarında kalmamış.