Neden bu kadar güzel bir kitapsın?
Doyamadım, kıyamadım okumaya ve son sayfalarına yaklaşmışken artık inceleme vakti geldi dedim ve mümkünse biraz kitapla dolup taşan, güzelleşen, acıya bürünen, merak duyan içimi açmak istedim..
Marquez'in "Yüzyıllık Yalnızlık" ının büyüsüyle buldum bu güzel kitabı. Yüzyıllık Yalnızlık'ta babamın dedemin doğduğu evi bulmuştum. Bayramlarda gittiğim o eve benzeyip oranın sıcaklığı ve karmaşasını taşıyordu, kitabı okurken köydeki evimizin odalarındaki olayları izliyordum ve tadı damağımda kalmıştı. Benzer bir kitap bulmak istedim ve burada, 1000 kitapta, alıntılara incelemelere göz atarken "Ruhların Evi"yle karşılaştım. Açıkcası ilk okuduğumda tek dikkatimi çeken Yüzyıllık Yalnızlığa benzemesiydi ve sonra akşamında yolculuk yapacağım günlerden bir gün, en sevdiğim kahvecide otururken yan tarafındaki sahaftan bana arkadaşlık etmesini istediğim bu kitabı aldım, iyi ki de aldım. İlk basım, biraz yıpranmış, biraz yırtılmış ama sarı yapraklarıyla öyle okunası bir kitaptı ki..
Biliyorum henüz içeriğine yeni gelebildim ama beni büyüleyen bu kitabın incelemesini akışına bırakıp içimden geldiği gibi yazmaya karar verdim..
Clara.. güzel ve bilgeliklerle, yetenekle dolu kadın. Bilgeliği öyle gündelik ya da bilimsel olan değil sezgisel, geliştirilebilir olandan. Farklı olana her zaman ilgi duyan ben, bu bambaşka kadına hayran kaldım ve okurken hep o olmayı istedim. Susmayı, 9 yıl susmayı tercih eden kadın olmayı istedim. Tuzluk kaldırıp, piyanoyu uzaktan çalmayan yarayan yeteneklerini geliştirip gaibi gören ve insanları tatlı tatlı uyaran kadın olmayı istedim.
Clara'yı ara sıra birinci tekil şahıs ağzından anlatan, önce Clara'nın güzeller güzeli ablası Rosa'ya aşık olan; Esteban'dan okuyoruz. Kitapta en sevdiğim ve alıntılarını yaptığım kısımlar