"Bu sefer inanmak ve ümit etmek kabiliyetini ben kaybetmiştim, içimde insanlara karşı öyle bir itimatsızlık, öyle bir acılık peyda olmuştu ki, bundan zaman zaman kendim de korkuyordum."
iki yılda
ikiyüz yıl yaşadım
tattım iki yılda daniskasını
acının
umudun
ve kızgınlığın
ağaçlar birdenbire yaşlı
aynalar birdenbire eski
sokaklar birdenbire ters
birdenbire kayıp gitmiş gibi altımdan toprak
iki yılda
ikiyüz yıl yaşlandım
Bir gece habersiz bize gel
Merdivenler gıcırdamasın.
Öyle yorgunum ki hiç sorma
Sen halimden anlarsın.
Sabahlara kadar oturup konuşalım
Kimse duymasın.
Mavi bir gök yüzümüz olsun, kanatlarımız
Dokunarak uçalım.
İnsanlardan buz gibi soğudum
İşte yalnız sen varsın.
Öyle halsizim ki hiç sorma anlarsın.
İnsan en çok yaralandığı yerden sarılmak istemez aslında.
Sarmak,sarmalanmak da değildi birine ya da bir söze
Anlaşılmak isterdi herkes
Kimsenin dinlemediğini bildiği halde
Oysa çığlık çığlığaydı yürekler,haykırıyorlardı
Hepsinin derdi aynıydı
Herkes yüreğinin feryadını susturmak istiyordu.
Kolaydı yürek feryadını susturmak bu çağda,
Köhnemiş bütün yürekler, tıpkı yara bandı gibi kullanılan aşklar gibi
Ömrü boyunca kanayacağını bilse de niye takardı insan yüreğine yara bandını?
Hem yara bandı yeter miydi yarayı kapatmaya
Tazelemez miydi her defasında yarayı
Acıtmaz mıydı çıkarınca
Bir yara ancak aynı başka bir yarayla sarılırdı
Tuhaftı değil mi?
Aynı iki yaranın birbirini daha fazla kanatması beklenirdi oysa ki,
Ama insanın müthiş yazgısıydı bu işte
Aynı yarayı başkasında bulunca kapanırdı
Tıpkı...