Uzun zamandır sessizdi kalbim. Ne bir kıpırtı, ne bir ses… Derken ansızın biri çıktı karşıma. Ne tanıdığım biriydi ne de hakkında bir şey bildiğim. Ama öyle bir duruşu, öyle bir hali vardı ki, sanki içimde unutulmuş bir kapıyı araladı. Tanımadan sevdim demem belki fazladan cesur olur; ama tanımadan etkilendim, evet.
Kelimeler kurulamadı aramızda, cümleler yolunu bulamadı. Birkaç ortak ortam, birkaç karşılaşma… Ama ben, içimde büyüyen sessiz bir duyguyla baş başa kaldım. Bu duyguyu paylaşmaya niyet ettiğimdeyse karşıma “olmaz” diyen sesler çıktı. Sanki benim içimdeki tüm o karmaşık, naif hisler tek bir cümleyle hiçe sayılabilirdi. Alaylara karıştı adım, gülüşlere fon oldu duygularım. Kendimi anlatmaktan vazgeçtim.
Ve şimdi, veda zamanı geldi. Ona yalnızca “hayırlı yolculuklar” dedim. Gerisini içimde sakladım. Ne sosyal medyada bir iz arayacağım, ne de gelecekte bir ihtimalin peşine düşeceğim. Bazen bir duygu, sadece yaşanmak için gelir; bir yol açmak için değil.
Ama ben biliyorum artık. Kalbim hâlâ çalabiliyor. Hâlâ bir bakışta titreyebiliyor içim. Bu karşılıksız bir his olabilir, evet. Ama asla boş değil. Çünkü bu his, bana canlı olduğumu, hâlâ sevebildiğimi, hâlâ içimde kıymetli bir yerin kaldığını hatırlattı.
Bazı insanlar uğrar kalbe, yerleşmeden geçip gider. Ama ardında bir iz bırakır.
Ve ben o izi, incinmeden ama unutulmadan saklamayı seçiyorum.