Martin Eden’i bitirdiğimde elimde sadece bir kitap değil, içimde ağır bir boşluk kaldı. Okurken zaman zaman hayran oldum, zaman zaman kızdım ama en çok da hüzünlendim. Çünkü Martin’in verdiği mücadele, hayata tutunma çabası ve anlaşılma isteği insanın içine işliyor.
Martin, kendini yoktan var etmeye çalışan, öğrenmeye aç, inatçı ve yalnız bir karakter. Bilgiye, edebiyata ve başarıya ulaşmak için verdiği savaş gerçekten etkileyici. Ama asıl acı olan şu: İnsanlar onu başarısızken görmezden gelirken, başarılı olduğunda alkışlamaya başlıyor. Oysa Martin değişmiyor; değişen, insanların bakışı oluyor.
Kitap bana şunu çok net hissettirdi: Emek her zaman karşılık bulmuyor, bazen de karşılığını bulduğunda artık çok geç oluyor. Martin’in iç dünyası, yalnızlığı ve hayata karşı giderek soğuması beni en çok etkileyen kısımdı. Zirveye ulaştığında bile mutlu olamaması, aslında aradığı şeyin başarı değil, anlaşılmak olduğunu gösteriyor.
Martin Eden, hayallerin, hırsın ve bireyselliğin insanı nasıl yavaş yavaş tüketebileceğini anlatan çok güçlü bir eser. Bittiğinde insanın içini sızlatan, uzun süre akıldan çıkmayan bir kitap. Okudum, etkilendim ve sanırım biraz da içimden bir parça bıraktım bu sayfalarda.