Zavallı cemaat, durmadan büyük Kitab’ın elfazını hâfızasına muazzam bir şuursuzlukla nakletmek hastalığına tutulmuş, bu cinnetin perdesi altında Kur’ân’ın ruh ve mânası asırlardır örtülü duruyor.
MAHMUD— Sen bana el edince, işte o zaman soyundum esvaplarımı, girdim ırmağa. Dönüşü yok artık bu yolun, dedim. Ya sen kazanırsın, ya ırmak, dedim.
YEZİDA— Bu iyiden iyiye aklını yitirmiş, dedim. Kim girer bu coşkun, bu asi ırmağa? Bu asi ırmak kaç can aldı şimdiye dek? Sen yaklaştıkça bu yana dua ettim içimden, töresini bozduğun ırmağın öfkesine gelmeyesin diye.
MAHMUD— Irmağın öfkesini yendim, Irmağın töresini yendim. Sonra çıktım ırmaktan, bedenimde binlerce ırmak.
YEZİDA— O gün ırmağı geçmeyecektin Mahmud. O gün ırmağı geçmeyecektin. Şimdi çaresiz olmazdık böyle.
MAHMUD— Şimdi sevdasız olurduk. Ve bir kez girmiştim suya, dönmek olmazdı.