Aç insanların gözlerinde giderek büyüyen bir gazap oluşuyor. Ruhlarında yumru yumru gazap üzümleri oluşuyor, büyüyor, ağırlaşıyor, bağbozumuna hazırlanıyor.
Ve çürüme kokusu tüm ülkeyi dolduruyor.
...
Suçun ötesinde bir günah var bu işte. Ağlamanın simgeleyemeyeceği bir hüzün var. Tüm başarılarımızı yıkıp deviren bir yenilgi var. O verimli toprak, o dizi dizi ağaçlar, o sapasağlam ağaç gövdeleri, o olgun meyveler... oysa bir yanda çocuklar pellagra'dan ölüyor. Ölecek de. Çünkü portakaldan kâr edilemiyor. Adli tabipler gelip formları dolduracak... kötü beslenmeden öldü diye... çünkü yiyecekler çürümek zorunda. Zorla çürütülecek.
Ağaçları aşılamayı, tohumu verimli hale getirmeyi bilen o bilge kişiler, aç insanları beslemenin bir yolunu bulamıyorlar. Dünyaya yepyeni meyve çeşitleri sunmuş olan adamlar, meyvelerin yenmesini sağlayacak bir sistem yaratamıyor.
Ben Sunland Toprak ve Sığır Şirketinin kampındaydım eskiden. İnanın bana, on kişiye bir polis düşüyordu orada. İki yüz kişiye falan da bir musluk düşüyordu.
Hiç erkek sülün gördünüz mü siz? Dimdik ve güzel... her tüyü ayrı bir renge boyalı. Gözleri bile sürmeli... bildiniz mi? Sonra bummm! Gidip elinize alırsınız... kan içinde, pörsümüş. Bakarsınız ki... kendinizden daha iyi, daha güzel bir şeyi mahvetmişsiniz. Oturup onu yemek de kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayamaz. Çünkü kendi içinizdeki bir şeyi de mahvetmişsinizdir... onu bir daha onarmak da mümkün değildir.