Bize çeşitli vaatlerde bulunan, ama bunları yerine getirmeyen herkese kapılırız. Böylelikle ilk çocukluk dönemimizde bize sevgi diye yutturularak yaşatılan şiddeti tekrar tekrar yaşamış oluruz. Politikacılar da sevgiden ve saygıdan, sorumluluktan ve onurdan söz ederler, ama bizi bilinçdışı olarak onlara çeken şey, dudaklarının kenarına yerleşmiş olan bize karşı duydukları küçümseme ifadesidir. Bu bizim için, anne-babamızda yaşadığımız ve onların bize dayattığı küçümsenmeyle aynı küçümsemedir. Bize gerçekten değer verenlere güvenmeyiz, çünkü içimizin derinliklerinde kendimizi değersiz hissederiz. Aynı şekilde, bize ihtiyacımız olan sevgiyi sadece onların verebileceğine inandığımız için boş ve soğuk olan kadınların ve erkeklerin peşinden koşarız. Gerçek bir ilgiyle karşılaşınca sıkıntı ve güvensizlik hissederiz. Bizi kim ve niçin gerçekten sevsin ki? Anne-babamızın kendi ezilmiş kendilikleri karşısında duydukları ve bizim de içimize yerleştirdikleri nefrete bağlılığımızı sürdürürüz. Bu yüzden de bizi, aslında nefret ettikleri şeyi sevdiklerine dair söyledikleri kendi yalanlarını desteklemek için istismar edenlerin peşinden gideriz sürekli.